Selçuklu'nun kalbi, Osmanlı'nın vicdanı,...
Esra ÖZDEN

Esra ÖZDEN

esra@memedya.com.tr

Selçuklu'nun kalbi, Osmanlı'nın vicdanı, Cumhuriyet'in aklı...

27 Temmuz 2019 - 10:57 - Güncelleme: 27 Temmuz 2019 - 11:34

Cumhuriyetimizin kuruluş sürecinde Sivas Kongresi’nin önemli yeri var. İşgale karşı birlik olunup mukavemet gösterileceği, mandanın kabul edilmeyeceği gibi kritik konular bu kongrede alındı. Cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas kongresinin bu yıl 100’üncü yıldönümü. 

Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD), bu anlamlı tarihte Sivas’ta bir etkinlik gerçekleştirmeyi planlıyor. EGD Yönetim Kurulu Üyesi ve Refleks Yazarı Mehmet Uluğtürkan, EGD Sivas Temsilcisi Orhan Koçyiğit’le birlikte Eylül ayında gerçekleştirilecek etkinliğin detaylarını görüşmek üzere Sivas’ta bir dizi ziyarette bulunduk. 

İlk durağımız Vali Salih Ayhan’ın makamı oldu. Vali Ayhan, Bayburtlu. Ancak, sanırım Sivas’ta Bayburt’tan fazla yaşamışlığı var. Cumhuriyet Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmış. Sivas’ın Altınyayla ve Şarkışla ilçelerinde kaymakamlık, Şarkışla’da kaymakam vekilliği görevlerinde bulunmuş. Sivas İl Özel İdare Genel Sekreterliği görevi yapmış. Dolayısıyla her karışıyla Sivas’ı, neredeyse her kişisiyle Sivaslı’yı yakından tanıyor. Sivaslılar da onu seviyor. Zira kurulan birçok vakıf, dernek gibi sivil toplum kuruluşları Ayhan’ı ya mütevelli heyetinde ya da yönetiminde arzu ediyor. 

Sivas Kongresi’nin 100. Yılı için gerçekleştirmeyi arzu ettiğimiz etkinlikle ilgili görüş alışverişinde bulunurken Vali Ayhan bize Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Sivas Selçuklu’nun kalbi, Osmanlı’nı vicdanı, Cumhuriyet’in aklı”  tanımını aktardı. Gerçekten yerinde bir tanımlama olduğunu Sivas’ı dolaşırken anladık. Aynı meydanın içerisinde Selçuklu’dan, Osmanlı’dan ve Cumhuriyet  döneminden eser görebilmek çoğu şehirde mümkün değil. 


Vali Ayhan’la Sivas ekonomisini konuşurken ‘Girişimcilik’ üzerinde yoğunlaştık. Kariyer sürecinin bir bölümünde yurtdışında kalarak şehirlerin özel sektör marifetiyle gelişmesini izleyen, Başkent’te Genel Müdürlük deneyimiyle bürokrasiyi daha içeriden tanıma imkanı bulan Ayhan, Sivas için de kurtuluşun yenilikçi girişimcilikte olacağı üzerinde durdu. Girişimcilik Ekosistemi Derneği’ndeki deneyimlerimizi Sivas’a aktarabileceğimizi belirttik. 

DUYGULANDIRAN MEKAN 

1892 yılında Sivas Valisi Memduh Paşa tarafından yaptırılan binanın giriş merdivenlerini çıkıyorum. Bu bina açıldığı günden itibaren eğitim amaçlı kullanılmış. Osmanlı döneminde İdadi, Sultani, Cumhuriyet döneminde lise olarak değerlendirilmiş. Bu güzel binaya maneviyatı kazandıran Sivas Kongresi’nin burada yapılmış olması. O yüzden burayı ziyaret ederken inanılmaz heyecanlandım. Atatürk’e kalması için ayrılan oda, O’nun kongrede oturduğu sandalye ve önünde duran masa, dokunduğu telgraf makinesi, bizzat yönettiği İrade-i Milliye gazetesinin basıldığı matbaa makinası beni adeta 100 yıl öncesindeki o günlere götürdü. Cumhuriyetimizin temellerinin atıldığı bu mekan şu an müze olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Bu ülkenin hangi şartlarda, imkansızlıklar içerisinde olunmasına rağmen nasıl kurulduğunun en güzel anlaşılacağı yerlerden biri de burası diye düşünüyorum. 


GİRİŞİMCİ ÜNİVERSİTE 

Türkiye’nin öğrenci sayısıyla büyük üniversiteleri arasında yer alan Cumhuriyet Üniversitesi’ni de ziyaret ettik. Rektör Prof. Dr. Alim Yıldız da ‘Girişimci Üniversite’ olma yolundaki çalışmalarını anlattı. Hayata geçirilmiş projeler arasından ‘solucan gübresi üretimi’ hayli dikkatimi çekti. Optik endüstrisi, kanser tedavisi gibi alanlarda çalışmalarını yoğunlaştıran üniversite, belediyelere yük olan atık çamurları solucanlara yedirmek ve bu doğal gübrenin tarımda daha fazla kullanımını sağlamak için kolları sıvamış durumda. Gübre üretiminin başladığı üniversitede ilgili öğretim görevlilerinin solucanı kozmetik sektöründe kullandırtacak çalışmalar üzerinde yoğunlaştıklarını da öğrendik. Cumhuriyet Üniversitesi’nin 50 bini aşan öğrencileri arasından yenilikçi yüzlerce gencin girişimcilik sürecine katkı koyabileceğimizi ve yeni eğitim öğretim yılında birlikte yapabileceklerimizi konuştuk. 


ORTAK AKIL, MOTİVASYON ve CAN SUYU 

Sivas ziyaretimiz çerçevesinde Sivas Belediye Başkan Yardımcısı Turan Topgül,  Sivas Ticaret Odası Başkanı Mustafa Eken, Sivas Ticaret Borsası Başkanı Abdulkadir Hastaoğlu, Orta Anadolu Kalkınma Ajansı Sivas Ofisi’nde uzman Yunus Emre Şeker gibi şehrini seven, gelişmesi için proje üreten, çalışan etkin isimlerle konuştuk. Mutabık kaldığımız konu şu: Sivas geçmiş birikimi ve potansiyeli ile Türkiye’ye daha fazla değer katabilir. Bunun için ortak akla, motivasyona, girişimciliğe ve bazı alanlarda can suyuna ihtiyaç var. Bunlar da asla elde edilemez değil. Bütün bunları Sivas Kongresi’nin 100’üncü yılında konuşacağımız bir etkinlik çok anlamlı olmaz mı? 


HİPNOZ EDEN TAŞ İŞÇİLİĞİ 

Sosyal Bilgiler dersinden hatırlamayan var mı? 

“Divriği’de demir, Diyarbakır’da bakır, Zonguldak’ta kömür...”

Tarih dersinde de Selçukluları işledik. Bu medeniyetin birçok eser bıraktığını biliyordum ama Divriği Ulu Cami’yi görmemiştim. 

Sivas ziyaretimde kısmet oldu. Bu kadar geç gördüğüme hayıflandım doğrusu.

Caminin taş işçiliği beni adeta hipnoz etti. Bir taşa bundan daha güzel motif, desen işlenebilir mi? 

Ortağım Mehmet Uluğürkan daha önce gelmiş. Eserle ilgili bilgileri o anlattı. 

Camiyi Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah yaptırmış. Eşi Melike hanım da caminin yanına darüşşifa yani hastane yaptırmış. Camiye bitişik olan şifahanenin ortasından su akıyormuş. Tasarım ve akustik harikası bu bölümde ney ve su sesi eşliğinde burada akıl ve sinir hastaları tedavi ediliyormuş. 

Unesco Dünya Mirası Listesi’ne alınan bu eser şu an restore ediliyor. O yüzden içerisinde fotoğraf çekemedik. Ama içerisinde yer alan ahşap mimberin de baş döndüren güzellikte olduğunu söyleyebilirim. 

Yapının mimarı inanılmaz ince ayrıntılar nakşetmiş eserine. Örneğin gölge oyunlarıyla eserine gizem katmış. Caminin batı kapısında ikindi namazından 45 dakika önce insan sureti beliriyor. Suret önce kuran okuyan bir insan, namaz vakti gelince ellerini bağlayıp kıyama duran bir insan oluyor. 

Evliya Çelebi bu eseri görüp defterine şöyle yazmış:

“Burayı methe diller kısır, kalem kırıktır”

Aynısını ben de düşündüm. Taş işçiliğinin dünyadaki eşi benzeri görülmemiş bu eserini hala görmeyen varsa Divriği çok uzak değil.


SELENYUMLU SUDA CERRAH BALIKLAR 

Uçsuz bucaksız, ağaçsız, bozkırın içerisinde adeta çölde vaha gibi bir yer Kangal Balıklı Kaplıca... Pürüzsüz cilt için kozmetik sektörünün bulmakta zorlandığı selenyum burada adeta su olup akıyor. Üstelik bu suyun içerisinde 'cildiye ihtisaslı doktor balıklar' bila bedel görev yapıyor. Sivas görüşmelerimizden fırsat bulup kendimi kaplıcanın ılık sularına bıraktım. Balıklar beni ben onları sevdim. Güzel bir terapi oldu. 

Kangal Balıklı Kaplıcası, yurt içi ve yurt dışından sedef hastaları başta olmak üzere şifa arayan çok sayıda kişi tarafından tercih ediliyor. Kaplıcanın işletmecisi Ünsallar A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Üyesi Fuat Ünsal’la konuştum. Ünsal, 37 derece sıcaklıktaki suda yaşayan binlerce balığın sivilce ve yara kabuklarını yiyerek, deriyle kaplıca suyunun temasını artırdığını bu özelliğiyle kaplıcanın dünyada bir eşinin daha bulunmadığını söyledi. Modern tıbbın tedavide zorlandığı sedef hastalığından romatizmaya birçok hastalığın iyileştirilmesi için tercih edilen Kangal Balıklı Kaplıca’nın yurtdışında daha etkin tanıtılarak turizm gelirlerimizin arttırılacağını düşünüyorum. Ancak bunun için daha modern, alım gücü yüksek kesime yönelik yeni tesisler şart. 


AKILLI, ONURLU, GÜÇLÜ KÖPEK 

Kangal’da kaymakamlığın köpek çiftliği var. Amaç, Kangal gibi çok değerli bir köpek ırkını yaşatmak ve geliştirmek. Yol üzerindeki çiftliğe girdik. Yetkililer bizi kangallarla buluşturdu. Çoban köpeği olarak tanınan kangallar zeki, onurlu, güçlü, cesur olarak tanınıyor ve bu özellikleri nedeniyle değer buluyor. Önce yavru kangallarla ilgilendik ve sevdik. Gerçekten inanılmaz sevecen bu yavruların büyüdüklerindeki heybetini de yerinde görme imkanı buldum. Kangal Kaymakamlığı çiftlikte üretilen yavru kangalların satış fiyatını 3 bin lira olarak açıklamış. Yetişmiş bir kangalın 20 bin liraya kadar alıcı bulduğunu öğrenince hayret ettim doğrusu. ‘Canını verir ama sürüden kurda kuzu vermez’ diye ün yapan bu köpeklerin yetiştirilmesine, neslinin devam ettirilmesine katkı sağlayanlara teşekkür ediyorum. 





Bu yazı 654 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar