<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/">
    <channel>
        <title>REFLEKS GAZETESİ | Türkiye&#039;nin İlk ve Tek Bölgesel Ekonomi Yayını - SAĞLIK</title>
        <description>Refleks Gazetesi, Ekonomi Haberleri, Refleks,Lokomotif Ödülleri</description>
        <link>https://www.refleksgazetesi.com</link>
        <language>tr</language>
        <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:35:12 +0300</pubDate>
                                <item>
                <title>Hayat kurtaracak yerli cihazlar hizmette</title>
                                    <description>Ani kalp durmalarında ilk dakikaların hayati önem taşıdığına dikkat çeken İl Sağlık Müdürlüğü, Adana’da insan yoğunluğunun yüksek olduğu 4 noktaya yerli üretim Otomatik Eksternal Defibrilatör cihazı yerleştirdi. Cihaz, sağlık ekipleri gelene kadar vatandaşlara sesli ve görsel komutlarla güvenli müdahale imkânı sunacak.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%">Adana’da insan yoğunluğunun fazla olduğu 4 noktaya yerleştirilen yerli üretim Otomatik Eksternal Defibrilatör cihazları, ani kalp durmalarında sağlık ekipleri olay yerine ulaşıncaya kadar geçen kritik sürede kullanılacak.</p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%">Sağlık Bakanlığı ile ASELSAN iş birliğinde Türk mühendisler tarafından yerli imkânlarla geliştirilen Otomatik Eksternal Defibrilatör cihazları, Adana İl Sağlık Müdürlüğünce Atatürk Parkı, İnönü Parkı, Turgut Özal Bulvarı ve Kurtuluş Caddesi’nde hizmete sunuldu.</p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%">Ani kalp durması vakalarında ilk dakikaların hayati önem taşıması nedeniyle kullanıma alınan cihazlar, vatandaşların 112 Acil Sağlık ekipleri olay yerine ulaşana kadar hızlı ve güvenli şekilde ilk müdahalede bulunabilmesini amaçlıyor.</p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%"><b>Sesli ve görsel yönlendirme yapıyor</b></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%">Hastanın kalp ritmini analiz eden cihaz, gerekli durumlarda elektroşok uygulanmasını sağlıyor. OED cihazları, kullanıcıyı sesli ve görsel komutlarla adım adım yönlendiriyor. Bu özellik sayesinde ilk yardım eğitimi bulunmayan vatandaşlar da cihazın talimatlarını takip ederek güvenli biçimde müdahale edebiliyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.refleksgazetesi.com/media/2026/07/post9753_6a4e69c1823e3_h.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK,GİRİŞİM</category>
                <author>Refleks Gazetesi</author>
                <link>https://www.refleksgazetesi.com/hayat-kurtaracak-yerli-cihazlar-hizmette/9753</link>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 18:13:44 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>‘Feed the Future’ başvuru maratonu sürüyor</title>
                                    <description>Gıda, tarım ve gastronomi sektörlerinin başarılı ürün ve projelerini ödüllendiren Feed the Future Yarışması’na başvurular 28 Ağustos’a kadar devam edecek. Kazananlar, 29 Eylül’de İstanbul’da düzenlenecek 5. Güvenilir Ürün Zirvesi’nde açıklanacak.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%">Güvenilir Ürün Platformu tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen ve gıda sektörünün “Oscar’ları” olarak nitelendirilen Feed the Future Ödülleri, yoğun ilgi görüyor. Üreticilerin, yenilikçi ürünlerin ve vizyoner projelerin sesini geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlayan yarışmaya başvurular, 28 Ağustos’a kadar ücretsiz olarak yapılabilecek.</p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%">Yarışmanın kazananları, 29 Eylül’de Crowne Plaza İstanbul Florya’da gerçekleştirilecek 5. Güvenilir Ürün Zirvesi kapsamındaki ödül töreninde ilan edilecek.</p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><strong><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%">Yerel üreticilere görünürlük sağlayacak</strong></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%">“Geleceği Besleyebilmek” mottosuyla düzenlenen Feed the Future Yarışması ve Ödülleri, ölçek farkı gözetmeksizin Türkiye’nin farklı bölgelerinde üretim yapan yerel üreticileri, yenilikçi ürünleri ve sektöre değer katan projeleri desteklemeyi hedefliyor.</p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:12pt"><span style="line-height:115%">Geçen yıl 750’nin üzerinde başvuruyla rekor kıran yarışmada bu yıl, alanında uzman 120 jüri üyesi tarafından 36 farklı kategoride değerlendirme yapılacak.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.refleksgazetesi.com/media/2026/07/post9739_6a4602afc2d51.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK,TARIM</category>
                <author>Refleks Gazetesi</author>
                <link>https://www.refleksgazetesi.com/feed-the-future-basvuru-maratonu-suruyor/9739</link>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 09:17:20 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Her hastaya aynı reçete olmaz</title>
                                    <description>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, epilepsi tedavisinde doğru ilaç seçiminin ve düzenli takibin hayati önem taşıdığını belirterek, “Nöbetin türü kadar hastanın yaşı, cinsiyeti, mesleği, ruhsal durumu ve gebelik planı da ilaç seçiminde dikkate alınmalıdır,” dedi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, epilepsi tedavisinde kişiye özel yaklaşımın önemine dikkat çekerek doğru ilaç seçimi, ilaç kan düzeylerinin takibi, gebelik ve genetik riskler hakkında bilgi verdi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal"><b>Hızlı sonuç beklentisi yanlış tedaviye yöneltebiliyor</b></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Halk arasında “sara hastalığı” olarak bilinen epilepsinin nöroloji pratiğinde sık karşılaşılan hastalıklardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Tarlacı, nöbetlerin korkutucu olması nedeniyle hastaların kısa sürede sonuç almak istediğini söyledi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Bu beklentinin hastaları farklı hekimlere ve tedavi yöntemlerine yöneltebildiğini ifade eden Tarlacı, “Epilepsi hastalarının yaklaşık yüzde 70’i, uygun ilaç seçimi ve düzenli takip sayesinde tedaviye oldukça iyi yanıt verir,” dedi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Epilepsi tedavisinde en sık karşılaşılan sorunlardan birinin, birden fazla ilacın etkili doza ulaşmadan birlikte kullanılması olduğunu kaydeden Tarlacı, şöyle konuştu:</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">“Nörolojide temel prensip, tedaviye tek ilaçla başlanmasıdır. İlacın dozu, etkili ve hasta tarafından tolere edilebilen en yüksek seviyeye kadar kontrollü biçimde artırılmalıdır. Yeterli yanıt alınamadığında ise nöbet türüne uygun başka bir ilaç tedaviye eklenmelidir.”</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal"><b>Aynı doz herkeste aynı sonucu vermiyor</b></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Geçmişte ilaç dozlarının çoğunlukla hastanın kilosuna göre hesaplandığını, günümüzde ise kandaki ilaç düzeylerinin ölçülmesiyle daha hassas tedavi planları yapılabildiğini anlatan Prof. Dr. Tarlacı, her epilepsi ilacının belirli bir tedavi aralığı bulunduğunu söyledi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">İlaç düzeyinin bu aralığın altında kalması hâlinde yeterli etkinin sağlanamayacağını, üst sınırın aşılmasının ise yan etki riskini artıracağını belirten Tarlacı, “Bu nedenle ilaçların kandaki düzeylerinin takip edilmesi, tedavinin etkinliği açısından büyük önem taşır,” dedi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Aynı dozun her hastada aynı kan düzeyini oluşturmadığına işaret eden Tarlacı, “İnsanların bağırsak yapıları, metabolizmaları ve karaciğer fonksiyonları birbirinden farklıdır. Dolayısıyla aynı miktardaki ilaç, farklı kişilerde farklı sonuçlar doğurabilir. Tedavinin kişiye özel planlanması gerekir,” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal"><b>Her nöbet türünde aynı ilaç kullanılmaz</b></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Epilepsi tedavisindeki önemli sorunlardan birinin de nöbet tipine uygun olmayan ilaçların seçilmesi olduğunu belirten Prof. Dr. Tarlacı, her nöbet türü için aynı ilacın kullanılamayacağını vurguladı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">İlaç seçiminde hastanın yaşı, cinsiyeti, yaşam tarzı ve gelecek planlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini söyleyen Tarlacı, özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda gebelik ihtimalinin dikkate alınmasının önemine değindi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Bazı epilepsi ilaçlarının gebelik döneminde kullanıma uygun olmadığını ifade eden Tarlacı, ilaçların yan etkilerinin de birbirinden farklı olduğunu belirterek şunları söyledi:</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">“Bazı ilaçlar dikkat dağınıklığına, uyku hâline ve yorgunluğa neden olabilir. Bazıları kilo alımına, iştah artışına ya da iştah kaybına yol açabilir. Kimi ilaçlar ise depresif belirtileri, öfkeyi veya sinirliliği artırabilir. Bu nedenle ilaç seçilirken hastanın ruhsal durumu, kilosu, yaşam tarzı ve mesleği de değerlendirilmelidir.”</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal"><b>Kalıtsal risk sanıldığı kadar yüksek değil</b></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Epilepsiyle ilişkili bazı genetik özelliklerin bilindiğini ve belirli nöbet türlerinin bazı ailelerde daha sık görülebildiğini aktaran Prof. Dr. Tarlacı, buna karşın epilepsi hastalarının çocuklarında hastalığın mutlaka ortaya çıkacağı düşüncesinin doğru olmadığını söyledi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Toplum genelinde yaklaşık yüzde 1 olan epilepsi görülme olasılığının, ailesinde epilepsi öyküsü bulunanlarda yüzde 2 civarına çıkabildiğini belirten Tarlacı, “Risk bir miktar artsa da epilepsi hastalarının çocuklarında mutlaka epilepsi gelişeceği söylenemez,” dedi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Çocukluk döneminde ateşli havale geçiren annelerin çocuklarında ateşli havale görülme ihtimalinin daha yüksek olduğunu ifade eden Tarlacı, çocukluğunda ateşli havale geçiren kişilerde ilerleyen yıllarda epilepsi gelişme olasılığının da arttığını kaydetti.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal"><b>Epilepsi hastaları sağlıklı çocuk sahibi olabilir</b></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Toplumdaki “Epilepsi hastaları çocuk sahibi olmamalı” inanışının gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, uygun ilaç düzenlemesi ve düzenli hekim takibiyle sağlıklı bir gebelik sürecinin mümkün olduğunu söyledi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Tarlacı, “Epilepsi hastalarına ‘Gebe kalmayın’ ya da ‘Çocuğunuzda mutlaka epilepsi olur’ şeklinde bir öneride bulunulmaz. Uygun tedavi ve düzenli takip sayesinde epilepsi hastaları sağlıklı gebelikler geçirebilir ve sağlıklı çocuklar dünyaya getirebilir,” dedi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Gebelik döneminde salgılanan progesteron hormonunun nöbetler üzerinde koruyucu etkisi bulunabildiğini belirten Tarlacı, özellikle gebeliğin ilk üç ayından sonra progesteron düzeyindeki artışla birlikte bazı hastalarda nöbet sıklığının azalabildiğini ve nöbetlerin daha iyi kontrol altına alınabildiğini ifade etti.</span></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.refleksgazetesi.com/media/2026/06/post9720_6a3983d03554c_h.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Refleks Gazetesi</author>
                <link>https://www.refleksgazetesi.com/her-hastaya-ayni-recete-olmaz/9720</link>
                <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 21:49:27 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Sünnette yaş değil koşullar önemli</title>
                                    <description>“Sünnet için en uygun yaş nedir?”, “Hangi anestezi yöntemi tercih edilmeli?” ve “Sünnet sonrası nelere dikkat edilmeli?” sorularını yanıtlayan Özel Adana Ortadoğu Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İlknur Banlı Cesur, sünnetin yalnızca geleneksel bir uygulama olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, işlemin cerrahi bir girişim olduğunu ve uygun koşullarda yapılmasının büyük önem taşıdığını söyledi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Özel Adana Ortadoğu Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İlknur Banlı Cesur, sünnet için tek bir ideal yaştan söz etmenin doğru olmadığını belirterek, çocuğun yaşı, gelişimsel özellikleri ve genel sağlık durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Doç. Dr. Cesur, “Sünnet her yaşta yapılabilen bir işlemdir. Yenidoğan döneminde de uygulanabilir, ileri yaşlarda da gerçekleştirilebilir. Ancak her yaş grubunun kendine özgü avantajları ve dikkat edilmesi gereken noktaları vardır. Bu nedenle karar sürecinde çocuğun bireysel özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır,” dedi.</p>

<p> </p>

<p><strong>Yenidoğan döneminde iyileşme hızlı olabilir</strong></p>

<p>Yenidoğan döneminde yapılan sünnetlerin bazı avantajlar sağlayabildiğini belirten Cesur, bu dönemde bebeklerin iyileşme sürecinin genellikle daha hızlı ilerlediğini söyledi.</p>

<p>Doç. Dr. Cesur, “İlk aylarda yapılan sünnetlerde iyileşme süreci daha kısa olabilmektedir. Ancak her bebeğin sağlık durumu farklıdır. Bu nedenle işlem öncesinde mutlaka ayrıntılı bir değerlendirme yapılmalıdır,” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p><strong>3-6 yaş aralığına dikkat</strong></p>

<p>Çocukların psikolojik gelişim dönemlerinin de sünnet planlamasında önemli olduğunu vurgulayan Cesur, özellikle 3-6 yaş aralığında daha dikkatli yaklaşılması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Doç. Dr. Cesur, “Bu yaş grubunda çocuklar beden farkındalığını daha yoğun yaşamaya başlar. Yapılacak işlemleri yetişkinlerden farklı algılayabilirler. Bu nedenle sünnet kararı verilirken yalnızca fiziksel değil, psikolojik süreçler de değerlendirilmelidir,” dedi.</p>

<p> </p>

<p><strong>Anestezi kararı hastaya göre verilmeli</strong></p>

<p>Ailelerin en sık yönelttiği sorulardan birinin de anestezi yöntemi olduğunu belirten Cesur, uygulanacak yöntemin çocuğun yaşı, genel sağlık durumu ve yapılacak değerlendirmeler doğrultusunda belirlendiğini söyledi.</p>

<p>Doç. Dr. Cesur, “Lokal anestezi de genel anestezi de uygun hastalarda tercih edilebilir. Bu karar; çocuğun özellikleri, hekimin değerlendirmesi ve ailenin bilgilendirilmesi sonrasında verilir,” dedi.</p>

<p> </p>

<p><strong>Sünnet sonrası bakım </strong></p>

<p>Sünnet sonrasında bakım sürecinin de en az işlem kadar önemli olduğunu vurgulayan Cesur, ailelerin hijyen ve yara bakımı konusunda dikkatli olmaları gerektiğini belirtti.</p>

<p>Doç. Dr. Cesur, “Önerilen pansumanların düzenli yapılması, hijyen kurallarına dikkat edilmesi ve iyileşme sürecinin takip edilmesi önemlidir. Akıntı, belirgin kızarıklık, şişlik veya enfeksiyon düşündürebilecek bulgular görüldüğünde mutlaka hekime başvurulmalıdır,” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p><strong>Doğru zaman, doğru koşullar</strong></p>

<p>Sünnetin toplumda yaygın olarak uygulanan bir işlem olmasına rağmen cerrahi bir girişim olduğunun unutulmaması gerektiğini belirten Doç. Dr. İlknur Banlı Cesur, ailelere şu hatırlatmada bulundu:</p>

<p>“Sünnet için en doğru zaman her çocukta farklı olabilir. Önemli olan işlemin uygun koşullarda, gerekli değerlendirmeler yapıldıktan sonra gerçekleştirilmesidir. Çocuğun fiziksel ve psikolojik konforunu birlikte değerlendirmek gerekir.”</p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.refleksgazetesi.com/media/2026/06/sunnette-yas-degil-kosullar-onemli_6a217c8e0c721_h.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Refleks Gazetesi</author>
                <link>https://www.refleksgazetesi.com/sunnette-yas-degil-kosullar-onemli/9664</link>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 16:16:46 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>FibroTouch ile karaciğer sağlığı</title>
                                    <description>Karaciğer yağlanması ve kronik karaciğer hastalıklarının takibinde kullanılan FibroTouch yöntemi, girişimsel işlem gerektirmeden karaciğer dokusu ve yağlanma oranı hakkında önemli veriler sunuyor. Özel Adana Ortadoğu Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Burhan Özdil, yöntemin özellikle düzenli takip gerektiren hastalarda önemli bir kolaylık sağladığını belirtti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Karaciğer hastalıklarının tanı ve izleminde kullanılan yöntemler, hastaya daha fazla konfor sağlayan uygulamalarla değişiyor. Özellikle karaciğer yağlanması, fibrozis ve kronik karaciğer hastalıklarının takibinde kullanılan FibroTouch, yani hepatik elastografi yöntemi, son yıllarda öne çıkan uygulamalar arasında yer alıyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Özel Adana Ortadoğu Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Burhan Özdil, FibroTouch yönteminin karaciğerdeki doku değişimlerini ve yağlanma oranını değerlendirmede yardımcı bir yöntem olduğunu belirterek, uygulamanın hastalar açısından önemli avantajlar sunduğunu söyledi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal"><b>Girişimsel olmayan değerlendirme</b></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="line-height:normal">Karaciğer dokusunu değerlendirmede kullanılan geleneksel yöntemlerin yerini, daha pratik ve hasta açısından daha konforlu uygulamaların almaya başladığını ifade eden Doç. Dr. Özdil, “FibroTouch, karaciğerin elastikiyetini ve yağlanma miktarını ölçen bir yöntemdir. İşlemin fiziksel bir zorluğu yoktur. Bu uygulama karın duvarı üzerinden prob yardımıyla gerçekleştirilir ve hastalarımız işlem sırasında herhangi bir rahatsızlık hissetmez,” dedi.</span></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.refleksgazetesi.com/media/2026/05/post9624_6a0b5b2f5497f.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Refleks Gazetesi</author>
                <link>https://www.refleksgazetesi.com/fibrotouch-ile-karaciger-sagligi/9624</link>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 21:28:55 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Prostat tedavisinde konforlu dönem</title>
                                    <description>İyi huylu prostat büyümesi, ilerleyen yaşla birlikte erkeklerde en sık görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. İdrar yapmada zorlanma, sık idrara çıkma, gece uykusunun bölünmesi ve tam boşaltamama hissiyle yaşam kalitesini düşüren bu rahatsızlıkta, lazer destekli cerrahi yöntemler tedavi seçenekleri arasında öne çıkıyor. Özel Adana Ortadoğu Hastanesi Üroloji Uzmanları Op. Dr. Gürdal Bozdoğan ve Op. Dr. Abidin Yıldırım, HoLEP yöntemiyle ilgili merak edilenleri anlattı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>İyi huylu prostat büyümesi, başlangıçta hafif şikâyetlerle ortaya çıkabiliyor. Ancak zamanla idrar akımında zayıflama, sık idrara çıkma, gece uykusunun bölünmesi ve mesanenin tam boşalmadığı hissiyle daha belirgin hale gelebiliyor.</p>

<p>Tıbbi teknolojide yaşanan gelişmeler, prostat tedavisinde kullanılan yöntemleri de çeşitlendirirken, lazer destekli cerrahi uygulamalar uygun hastalarda önemli bir seçenek olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Özel Adana Ortadoğu Hastanesi Üroloji Uzmanları Op. Dr. Gürdal Bozdoğan ve Op. Dr. Abidin Yıldırım, lazer prostat ameliyatlarına ilişkin güncel yaklaşımları ve dikkat edilmesi gereken noktaları paylaştı.</p>

<p><strong>Yaşam kalitesini etkileyebilir</strong></p>

<p>İyi huylu prostat büyümesinin yalnızca fiziksel bir sorun olmadığını, günlük yaşam konforunu da etkileyebildiğini belirten Op. Dr. Gürdal Bozdoğan, hastalığın seyrine dikkat çekti.</p>

<p>Bozdoğan, “Prostat büyümesi başlangıçta hafif şikâyetlerle kendini gösterebilir. Ancak zamanla idrar akımında zayıflama, sık idrara çıkma ve gece uykusunun bölünmesi gibi durumlar belirgin hale gelebilir. Bu da kişinin hem sosyal yaşamını hem de uyku düzenini etkileyebilir,” dedi.</p>

<p>Her hastada sürecin farklı ilerleyebileceğini vurgulayan Op. Dr. Bozdoğan, şikâyetlerin derecesine göre tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Lazerle kontrollü cerrahi imkânı</strong></p>

<p>Prostat cerrahisinde kullanılan lazer teknolojisinin cerrahi sürece katkı sağlayabildiğini belirten Bozdoğan, yöntemin uygun hastalarda değerlendirilebildiğini söyledi.</p>

<p>Bozdoğan, “Lazer destekli yöntemlerde prostat dokusu kontrollü şekilde çıkarılabilir. Bu durum cerrahi sırasında daha hassas çalışma imkânı sunabilir,” diye konuştu.</p>

<p>Lazerle gerçekleştirilen prostat ameliyatlarında kanama kontrolünün önemli bir başlık olduğunu kaydeden Bozdoğan, “Lazer teknolojisi, işlem sırasında damarların daha kontrollü şekilde kapatılmasına yardımcı olabilir. Bu durum bazı hastalarda cerrahi sürecin daha dengeli ilerlemesine katkı sağlayabilir,” ifadelerini kullandı.</p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.refleksgazetesi.com/media/2026/05/post9575_69fb05b32488b_h.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Refleks Gazetesi</author>
                <link>https://www.refleksgazetesi.com/prostat-tedavisinde-konforlu-donem/9575</link>
                <pubDate>Wed, 06 May 2026 12:03:20 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Kaygı çağı</title>
                                    <description>Uzmanlara göre son dönemde artan toplumsal kaygı, bireysel bir durumdan çok kolektif bir ruh haline dönüşüyor. Ekonomik belirsizlikler, sürekli değişen gündem ve bilgi yoğunluğu, kontrol hissini zayıflatarak zihinsel yorgunluğu artırıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde artan kaygı düzeyleri, yalnızca bireysel bir psikolojik durum olmaktan çıkarak toplumsal bir ruh haline dönüşüyor. Uzman değerlendirmelerine göre ekonomik dalgalanmalar, küresel gelişmeler ve sürekli değişen gündem, bireylerin geleceğe yönelik kontrol algısını zayıflatıyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>“Belirsizlik zihni yorar”</strong></p>

<p>Yapılan değerlendirmelerde, belirsizlik dönemlerinde insan zihninin doğal olarak tehdit senaryoları üretmeye başladığı ifade edilirken bu durumun sürekli tetikte olma halini beraberinde getirdiği belirtiliyor. Özellikle yoğun bilgi akışı ve çelişkili haberlerin, zihinsel yükü artırarak kaygıyı daha yaygın hale getirdiği vurgulanıyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Stres mi, kaygı nozukluğu mu?</strong></p>

<p>Günlük stres ile kaygı bozukluğu arasındaki farkın doğru anlaşılması gerektiğine dikkat çekilen değerlendirmelerde stresin genellikle geçici durumlara bağlı olduğu, ancak kaygı bozukluğunun süreklilik göstererek bireyin günlük yaşam işlevlerini etkileyebildiği ifade ediliyor.</p>

<p>Sürekli endişe hali, uyku problemleri, kas gerginliği ve kaçınma davranışlarının kaygının daha ileri bir düzeye geçtiğine işaret edebileceği belirtiliyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Psikolojik dayanıklılık mümkün</strong></p>

<p>Değerlendirmelerde ruh sağlığını korumanın belirsizlik dönemlerinde de mümkün olduğu vurgulanırken günlük rutinlerin korunması, uyku ve beslenme düzeni, güvenilir bilgi kaynaklarının tercih edilmesi gibi unsurların önemine dikkat çekiliyor.</p>

<p>Sürekli haber takibi yerine belirli zaman aralıklarında bilgi alınmasının zihinsel yükü azaltabileceği ifade edilirken sosyal destek ağlarının ve fiziksel aktivitelerin psikolojik dayanıklılığı artırdığı belirtiliyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>“Destek almak bir güç göstergesidir”</strong></p>

<p>Değerlendirmelerde ayrıca kaygının yaşam kalitesini ciddi şekilde etkilediği durumlarda profesyonel destek alınmasının önemine vurgu yapılıyor. Psikolojik desteğin bir zayıflık değil, bilinçli ve sağlıklı bir adım olduğu ifade edilirken erken müdahalenin sürecin kronikleşmesini önleyebileceği belirtiliyor.</p>

<p>Uzman değerlendirmelerine göre, bireysel farkındalık ve psikolojik dayanıklılığın artırılması yalnızca kişisel iyi oluşu değil, aynı zamanda toplumsal ruh sağlığını da doğrudan etkiliyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.refleksgazetesi.com/media/2026/05/kaygi-cagi_69f7cedeb5ae3_h.png</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Refleks Gazetesi</author>
                <link>https://www.refleksgazetesi.com/kaygi-cagi/9562</link>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 01:28:57 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Obezite cerrahisi tek başına yeterli değil</title>
                                    <description>Obezite, küresel ölçekte hızla büyüyen bir sağlık tehdidine dönüşürken uzmanlar cerrahinin tek başına çözüm olmadığını vurguluyor: Kalıcı kilo kaybı için hastanın yaşam boyu sürece aktif katılımı şart.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="line-height:107%"><span style="color:#222222">Günümüzde obezite, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu olmanın ötesine geçerek dünya genelinde hızla yayılan ciddi bir halk sağlığı problemi haline gelmiş durumda. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde fazla kilolu ve obez bireylerin sayısı her geçen yıl artıyor. Hareketsiz yaşam şartları, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve şehirleşmenin etkisiyle obezite, artık tüm yaş gruplarını etkileyen yaygın bir sağlık tehdidi olarak karşımıza çıkıyor.</p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="color:#222222">Obezitenin, bireylerin yaşam kalitesini düşürdüğünü ve hatta erken ölümlere zemin hazırladığını belirten Medline Adana Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ali Kaan Şanal, “Obezite cerrahisi, ileri derecede kilo problemi yaşayan bireylerde, kilo kaybını sağlamak ve obeziteye bağlı hastalıkların riskini azaltmak amacıyla uygulanan bir yöntemdir. Ancak, verilen kiloların kalıcı olması, hastaların da bu sürece aktif ve olumlu bir şekilde katılımı ile mümkündür” diyerek obezite cerrahisi hakkında bilgiler verdi.<br />
<br />
<b>Obezite hastalıklara kapı aralıyor</b></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="color:#222222">Obezite; başta tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıkları olmak üzere birçok kronik hastalığın gelişiminde önemli bir risk faktörüdür. Bununla birlikte kas-iskelet sistemi sorunları, solunum problemleri ve bazı kanser türleri ile de doğrudan ilişkilendirilmektedir. Bu nedenle obezite, önüne geçilmesi gereken ciddi ve küresel bir sağlık sorunudur.<br />
<br />
<b>Sadece estetik bir müdahale değil</b></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="color:#222222">Obezite cerrahisinde kullanılan yöntemler; mide hacmini küçülterek besin alımını kısıtlamayı, bağırsakların bir bölümünü devre dışı bırakarak emilimi azaltmayı ya da her iki etkiyi birlikte oluşturarak kalıcı kilo kaybı sağlamayı hedefler. Bu yönüyle obezite cerrahisi, düşünülenin aksine yalnızca estetik bir müdahale olmayıp, hastanın yaşam süresi ve kalitesini artıran önemli bir sağlık uygulamasıdır.<br />
<br />
<b>Her birey için uygun olmayabilir</b></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="color:#222222">Obezite cerrahisi her kilolu birey için uygun bir yöntem olmadığından hasta seçimi büyük önem taşır. Genel olarak vücut kitle indeksi (VKİ) 35 ve üzeri olan ya da VKİ 30’un üzerinde olup obeziteye bağlı ek hastalıkları bulunan bireyler bu tedavi için aday kabul edilir. Bununla birlikte; daha önce diyet, egzersiz ve medikal tedavi yöntemlerinden yeterli sonuç alamamış olmak, ameliyata engel teşkil edecek ciddi bir sağlık sorununun bulunmaması ve hastanın ameliyat sonrası yaşam tarzı değişikliklerine uyum sağlayabilecek durumda olması gerekmektedir. Tüm bu kriterler, multidisipliner bir ekip tarafından detaylı şekilde değerlendirilerek kişiye en uygun tedavi planı belirlenir.<br />
<br />
<b>Cerrahiden sonrası da önemli</b></p>

<p><span style="line-height:107%"><span style="color:#222222">Ancak obezite cerrahisi sonrasında tamamen risksiz bir süreçten söz etmek mümkün değildir. Zamanla mide hacminde bir miktar genişleme yaşanabilir veya hastalar eski beslenme alışkanlıklarına geri dönebilir. Özellikle yüksek kalorili sıvı gıdaların tüketimi, sık ve kontrolsüz atıştırma gibi davranışlar yeniden kilo alımına zemin hazırlayacaktır. Bu nedenle cerrahi tedavi, tek başına bir çözüm değil; yaşam boyu devam etmesi gereken bir disiplinin ilk adımı olarak değerlendirilmelidir.<br />
 </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.refleksgazetesi.com/media/2026/04/obezite-cerrahisi-tek-basina-yeterli-degil_69f2046fa6151_h.jpg</image>
                                <category>YAŞAM,SAĞLIK</category>
                <author>Refleks Gazetesi</author>
                <link>https://www.refleksgazetesi.com/obezite-cerrahisi-tek-basina-yeterli-degil/9527</link>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 16:00:58 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>‘Stent Kalkanı’ hayat kurtarıyor</title>
                                    <description>Çoğu zaman sessiz ilerliyor, belirti vermiyor, fark edildiğinde ise çok geç kalınmış olabiliyor… Halk arasında “şahdamarı darlığı” olarak bilinen karotis arter hastalığı, felç riskinin en önemli nedenleri arasında gösteriliyor. Özel Adana Ortadoğu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Kadir Uysal, erken teşhis ve modern stent yöntemleri sayesinde bu riskin büyük ölçüde önlenebildiğini söyledi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Beyne kan taşıyan ana damarlarda oluşan daralma ya da tıkanıklığın son derece ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten Özel Adana Ortadoğu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Uysal, “Şahdamarlarında oluşan kireçlenme ve daralma, zamanla beyne giden kan akışını azaltır. Daha da tehlikelisi, buradan kopan bir pıhtı doğrudan beyne giderek felce neden olabilir. Bu nedenle erken müdahale hayati önem taşır,” dedi.</p>

<p> </p>

<p><strong>Sessiz ilerliyor, vücut alarm veriyor</strong></p>

<p>Şahdamarı darlığının her zaman belirti vermediğini vurgulayan Uysal, bazı işaretlerin asla hafife alınmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Geçici görme kaybı, konuşmada bozulma, yüzde kayma, kol veya bacakta tek taraflı uyuşma ve güçsüzlük gibi belirtilerin yaklaşan felcin habercisi olabileceğini ifade eden Uysal, “Bu şikâyetler birkaç dakika sürüp geçse bile mutlaka doktora başvurulmalıdır,” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p><strong>Ameliyatsız tedavi seçeneği; 'Karotis Stentleme'</strong></p>

<p>Gelişen teknolojiyle birlikte uygun hastalarda ameliyata gerek kalmadan tedavi uygulanabildiğini belirten Doç. Dr. Uysal, karotis stentleme yönteminin başarılı sonuçlar verdiğini belirterek şunları söyledi:</p>

<p>“Anjiyo benzeri bir yöntemle damar içindeki dar bölgeye ulaşıyoruz. Yerleştirdiğimiz stent sayesinde damar yeniden genişliyor ve kan akışı normale dönüyor. Böylece hem felç riski azalıyor hem de hastalar kısa sürede günlük yaşamına dönebiliyor.”</p>

<p> </p>

<p><strong>İşlem sırasında özel koruma sistemi</strong></p>

<p>Karotis stentleme sırasında beyne pıhtı gitmesini önlemek amacıyla özel filtre sistemleri kullanıldığını anlatan Uysal, hastaya özel stent seçiminin de başarıyı artırdığını kaydederek, “Her hastanın damar yapısı farklıdır. Bu nedenle işlem mutlaka deneyimli ekiplerin bulunduğu tam donanımlı merkezlerde yapılmalıdır," dedi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.refleksgazetesi.com/media/2026/04/post9513_69ef657d7e02d_h.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Refleks Gazetesi</author>
                <link>https://www.refleksgazetesi.com/stent-kalkani-hayat-kurtariyor/9513</link>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 16:30:02 +0300</pubDate>
            </item>
            </channel>
</rss>
