Gazeteci-yazar Çetin Yiğenoğlu’nun “O Yaz Çok Sıcaktı” romanı üzerine düzenlenen söyleşide, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına Ankara merkezli anlatıların dışından bakan alternatif bir tarih ve toplum okuması tartışıldı. Türk romanında sınıf çatışması gibi temel toplumsal kırılmaların çoğunlukla 1950 sonrası Türkiye üzerinden ele alındığı hatırlatılırken Çetin Yiğenoğlu’nun bu çelişkilerin izini 1927 Adana Demiryolu Grevi üzerinden Cumhuriyet’in henüz ilk yıllarına taşıdığı vurgulandı. 1927 Adana Demiryolu Grevi’ni odağına alan romanın, yalnızca bir direniş hikâyesi değil; Adana’nın kültürel belleğini, kent yaşamını ve erken Cumhuriyet döneminin toplumsal gerilimlerini çok katmanlı bir anlatı içinde görünür kıldığı ifade edildi.
Çetin Yiğenoğlu’nun Ocak 2026’da yayınlanan romanı, Seyhan Belediyesi 100. Yıl Çırçır Sanat Merkezi’nde düzenlenen söyleşide ele alındı. Adana Büyükşehir Belediyesi ile Seyhan Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte Çetin Yiğenoğlu’na, Çukurova Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Apaydın ile Hülya Başak Ekmekçi eşlik etti.
Etkinliğe Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Seyhan Belediye Başkanvekili Hasibe Akkan, Altınoran Düşünce ve Sanat Platformu Başkanı Dr. Haluk Uygur, eski milletvekilleri İbrahim Özdiş ve Zülfikar İnönü Tümer ile çok sayıda edebiyatsever katıldı.
Bağlamayla başlayan söyleşi: Direnişin türküsü
Söyleşi öncesinde sahne alan Murat Ulaş, bağlamasıyla Anadolu’nun direniş hafızasını taşıyan türküler seslendirdi. “Kalktı Göç Eyledi Avşar İlleri”, “Ankara’nın Taşına Bak”, “Yiğidim Aslanım” ve “Aldırma Gönül” türküleriyle başlayan programda Murat Ulaş, Çetin Yiğenoğlu’nun isteği üzerine Rodrigo’nun gitar konçertosunu da bağlamayla yorumladı.
Müzik dinletisinin ardından Hülya Başak Ekmekçi tarafından hazırlanan ve Çetin Yiğenoğlu’nun yaşamını anlatan görsel sunum gerçekleştirildi.
Sunumda yer alan “Kaleme aldıkları ile karakterini biçimlendiren bir yazar” ifadesi, salondaki dinleyicilerin dikkatini çeken ayrıntılardan biri oldu.
1948 doğumlu olan Çetin Yiğenoğlu’nun gazetecilikten edebiyata uzanan yaşam serüvenini anlatan sunum, söyleşinin düşünsel çerçevesini de oluşturdu.
“Çetin Yiğenoğlu zor olanı anlatıyor”
Söyleşinin en dikkat çekici anlarından biri, romanın Türk edebiyatındaki yerinin tartışıldığı bölüm oldu. Prof. Dr. Mustafa Apaydın’a göre “O Yaz Çok Sıcaktı”, Türkiye’nin toplumsal çelişkilerine alışılmış dönemlerin dışından bakmasıyla öne çıkıyor. Prof. Apaydın’ın ifadesiyle: “Türkiye’nin çelişkilerini 1950’lerden anlatmak kolaydır.”
Çetin Yiğenoğlu ise bu çelişkilerin izini Cumhuriyet’in henüz birkaç yaşında olduğu 1920’lerin Adana’sına taşıyor. Böylece roman, erken Cumhuriyet dönemine taşradan bakan alternatif bir anlatı inşa ediyor.
Deneysel roman ile toplumsal gerçekçilik
Söyleşide öne çıkan bir diğer konu, romanın anlatım biçimine ilişkindi. Çetin Yiğenoğlu’nun “deneysel roman” yaklaşımı, biçimsel olarak yenilikçi teknikler içerse de toplumsal gerçekçilikten kopmayan bir anlatı kuruyor. Bu yönüyle roman, hem biçim hem içerik açısından iki yaklaşımı birlikte taşıyor.
“Adana Aydınlanması”
Söyleşide Çetin Yiğenoğlu’nun “Adana Aydınlanması” ifadesi de dikkat çekti. Yiğenoğlu, bu kavramı şu sözlerle tanımladı:
“Adana’da Reşat Enes’lerle başlayan çok önemli bir aydınlanma var. Ben buna Adana Aydınlanması diyorum. Bu aydınlanma, romancılığımızda bir Çukurova kanalı açmıştır. Reşat Enes’in yolundan Orhan Kemal, Yaşar Kemal gibi değerlerimiz çıkmıştır. Adana Aydınlanması Çukurova’da müzikten resme, edebiyattan sinemaya çok önemli aydınlarımızın yetişmesini sağlamıştır.”
Çetin Yiğenoğlu’nun bu yaklaşımı, Türk romancılığı içinde Çukurova’ya uzanan ayrı bir edebiyat geleneğine işaret ediyor. Böylece “O Yaz Çok Sıcaktı” romanı da, bireysel bir anlatının sınırlarını aşarak Adana’nın edebi birikimini ve hafızasını görünür kılan bir çerçeveye dönüşüyor.
Adana’nın kültürel belleği
Prof. Dr. Mustafa Apaydın’ın “Bu romanda Adana’nın kültürel belleğine ilişkin çok malzeme var” değerlendirmesi de, söyleşinin en önemli başlıklarından biri oldu.
Roman; gündelik yaşamdan dil kullanımına, mekânlardan toplumsal yapıya kadar birçok katmanda Adana’nın 1920’lerindeki yaşamını yeniden görünür kılıyor.
Adana Garı, Büyük Saat, Arasta ve Seyhan kıyıları gibi mekânlar yalnızca sahne değil; kent hafızasını taşıyan alanlar olarak romanda yer buluyor.
Adana ağzının doğal kullanımı, çok kültürlü kent yapısı, meyhaneler, yerel mizah, düğün gelenekleri ve sınıfsal ilişkiler de bu belleğin önemli parçaları arasında öne çıkıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: