Yazar Özcan Karabulut, Adana Kent Konseyi tarafından düzenlenen etkinlikte Adanalı edebiyatseverlerle buluştu. “Adana’da Edebiyat ve Değerlerimiz” başlıklı söyleşi, Adana Tabip Odası Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Söyleşiyi gazeteci Ufuk Tekin yönetti.
Türk edebiyatına “Aşkın Halleri”, “Hüzünle Bazı Günler”, “Belki de Kaybeden Zaman”, “Baştan Sona Yalnızlık” ve “Muhteşem Tutkularımızın Bir Sonraki Saati” adlı öykü kitaplarını kazandıran Özcan Karabulut, “Amida, Eğer Sana Gelemezsem” romanıyla da edebiyat dünyasında dikkat çeken isimler arasında yer alıyor.
Dadaloğlu’yla, Karacaoğlan’la başlayan söyleşi
Programın açılışı şiirlerle yapıldı. Ufuk Tekin, Dadaloğlu’nun “Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri” ve Karacaoğlan’ın “Biz Kız Bana Emmi Dedi” şiirlerini okuyarak salonu Çukurova’nın sözlü kültür iklimine taşıdı.
Ufuk Tekin daha sonra Attila İlhan’ın “Üç Fidan” için yazdığı dizeleri anımsatarak “Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı” sözleriyle başladığı konuşmasında, Üç Fidan’ı andığımız böylesine anlamlı günlerde edebiyat etrafında bir araya gelmenin önemine dikkat çekti.
“Çinko damlı evlerden çıkan kültürel hafıza…”
Özcan Karabulut ise konuşmasına, Şubat 2025’te “Bellek Adana” kapağıyla yayımlanan Varlık dergisindeki “Adanalı Leo’nun Tanıklığında: 70’ler Odağında Adana’nın Kültürel İklimi” başlıklı yazısını okuyarak başladı.
Özcan Karabulut’un okuduğu metin, yalnızca kişisel bir hatırat değil; 1970’li yılların Adana’sını bütün renkleriyle anlatan canlı bir kültür panoraması niteliği taşıdı.
Hurmalı Mahallesi’nde, çinko damlı evlerin bulunduğu bir avluda geçen çocukluk yılları… Okul yolunda tablalarda yenilen bicibiciler… Toroslar’dan kamyonlarla getirilen karların karsambaça dönüştüğü yaz günleri… Toprak sahalarda yapılan mahalle maçları…
Özcan Karabulut’un anlattığı Adana, yalnızca bir şehir değil; kendine özgü dili, karakterleri, sesleri ve ritmi olan büyük bir yaşam alanı olarak dinleyicilerin karşısına çıktı.
Mahalle karakterlerinden sinema salonlarına
Özcan Karabulut’un anlatısında, dönemin unutulmayan mahalle figürleri de önemli yer tuttu. Eski İstasyon Karakolu Başkomiseri “Allahsız Salih”, Şalgamcı Ali Göde, Kebapçı Zorro, Hoca Rifat, Vampir Kemal, Tarko Yaşar, Tenekeci Seyfi, Hafız Necati ve Bacaksız Mahmut gibi isimler, Adana’nın halk kültürü içindeki yerleriyle anıldı.
Özcan Karabulut’un belleğinde önemli bir yer tutan sinemalar da kaleme aldığı yazının dikkat çeken bölümleri arasındaydı. Çocukların Zaman gazozlarıyla, annelerin ise mendilleriyle izlediği ‘Ayhan Işık’lı, ‘Belgin Doruk’lu, ‘Fatma Girik’li ve ‘Türkan Şoray’lı filmler… Asri Sineması’nın önündeki kalabalıklar… Çelik Sineması’nda gösterilen Yılmaz Güney’in vurdulu kırdılı filmleri…
Bu anlatılar, Adana’nın bir dönem nasıl güçlü bir sinema ve kültür şehri olduğunu da yeniden hatırlattı.
“Fatih Terim’in henüz bilinmediği yıllar…”
Özcan Karabulut’un yazısında anlattığı dönem, aynı zamanda sporun ve gündelik yaşamın da şehir kültürüyle iç içe geçtiği yıllardı. Toprak sahalarda yapılan maçlar, henüz genç bir futbolcu olan Fatih Terim’in formasını giydiği Adana Demirspor günleri, söyleşinin nostaljik anlarından biri oldu.
Özcan Karabulut, Adana Erkek Lisesi’nin kültürel atmosferine de özel bir parantez açtı. Orhan Kemal, Yılmaz Güney, İlhan Selçuk, Demirtaş Ceyhun, Abidin Dino, Ali Özgentürk, Aytaç Arman ve Salih Bolat gibi isimlerin iz bıraktığı, Nurullah Ataç, Arif Nihat Asya’nın ders verdiği okulun, Adana’nın kültürel hafızasında önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti.
“Adana’yı Çukurova’dan ayrı düşünemeyiz”
Söyleşinin ilerleyen bölümünde Özcan Karabulut, Adana’nın kültürel üretkenliğinin nedenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“Adana’yı sadece Adana olarak görmemek lazım. Çukurova olmadan, Toroslar olmadan, Akdeniz olmadan Adana’yı anlayamayız” diyen Özcan Karabulut, kentin çok katmanlı kültürel yapısına dikkat çekti.
Adanalılığı bir “Akdenizlilik hali” olarak tanımlayan Özcan Karabulut, Fenikelilerden bugüne uzanan tarihsel geçişlerin kentin ruhunu şekillendirdiğini ifade etti.
“Akdeniz tarih boyunca birçok kültürü içinde taşıdı. Adana da bunun önemli merkezlerinden biri oldu” diyen Özcan Karabulut, kentin özgürlükçü ruhunun edebiyata ve sanata da yansıdığını belirtti.
“Adana bir özgürlükler havzasıdır”
Özcan Karabulut’un en dikkat çeken ifadelerinden biri ise “Adana bir kültür-sanat deltası, bir özgürlükler havzasıdır” sözleri oldu.
Yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının kültür-sanat alanına daha güçlü destek vermesi gerektiğini belirten Özcan Karabulut, Adana’nın sahip olduğu büyük birikimin yeterince değerlendirilemediğini söyledi.
Kentte Orhan Kemal ve Yaşar Kemal adına kapsamlı edebiyat ödüllerinin bulunmamasını eleştiren Özcan Karabulut, “Adana ve edebiyat denildiğinde bugün hâlâ aynı isimleri konuşuyoruz. Elbette onlar çok büyük değerler ama yüz yıl sonra da yalnızca bu isimleri konuşacaksak burada bir eksiklik var demektir. Yeni isimler çıkarmamız gerekiyor” dedi.
“Birbirimizin gölgesine kurşun sıkmamalıyız”
Özcan Karabulut, Adana’daki edebiyat çevrelerine de önemli mesajlar verdi.
“Aynı şehrin çocukları birbirinin gölgesine kurşun sıkmamalı” diyen yazar, kentte dayanışma kültürünün güçlenmesi gerektiğini söyledi.
Adana’da her ay yemekli edebiyat toplantıları düzenlenebileceğini ifade eden Özcan Karabulut, bu buluşmalarda yalnızca sohbet edilmesinin değil, ortak projeler üretilmesinin de mümkün olduğunu belirtti ve “Ben nerede olursam olayım o toplantılara mutlaka katılırım” dedi.
Kamuran Şipal için anma önerisi
Söyleşide ayrıca Adanalı romancı, öykü yazarı ve çevirmen Kamuran Şipal de anıldı.
Kamuran Şipal’in Franz Kafka, Heinrich Böll, Hermann Hesse, Thomas Mann, Bertolt Brecht ve Elias Canetti gibi dünya edebiyatının önemli isimlerini Almancadan Türkçeye kazandırdığı hatırlatıldı.
Katılımcılar, “Kamuran Şipal olmasaydı o önemli yazarları Türkçe okuyamazdık” değerlendirmesinde bulunarak onun adına Adana’da anma toplantıları düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.
Yorumlar
Kalan Karakter: