SANKO’nun hikâyesi nerede başladı?
SANKO’nun hikâyesi, 1904 yılında Gaziantep’te büyük dedem Sani Bey’in kurduğu mütevazı dokuma tezgâhıyla başladı. O küçük tezgâh, zaman içinde büyüdü; tekstilden enerjiye, çimentodan yüksek teknolojiye kadar pek çok alanda faaliyet gösteren büyük bir sanayi topluluğuna dönüştü.
Siz iş hayatına nasıl başladınız?
Ben ilkokul dördüncü sınıftayken annemi kaybettim. O dönem dedem ve ninemle daha çok vakit geçirirdim. Ailemiz tekstil sektöründeydi. Küçük yaştan itibaren fabrikanın içinde büyüdüm. Babam beni ustama teslim ederken, “Bu benim oğlum ama bundan sonra senin çırağın. Eti senin, kemiği benim. Buna iltimas edersen hakkımı helal etmem” dedi. Bana da, “Baba evde baba, fabrikada baba yok” diye tembihledi. Askerden dönüp idareye geçinceye kadar fabrikada babama “baba” diyemedim.
İlk iplik tesisi gerçekten bir mağarada mı kuruldu?
Evet. O yıllarda Gaziantep’te sanayi imkânları çok sınırlıydı. Adana ve İstanbul’dan eski makineler getirttik. İçinde 300 kişinin çalıştığı bir mağarada iplik tesisi kurduk. Makineler çok eskiydi. Sürekli arıza yapardı. Biz de her işi öğrenmek zorundaydık. Su tesisatçılığı yaptım, elektrikçilik yaptım, tornada çalıştım, kaynak yaptım. Anahtar cebimizde, A’dan Z’ye işin içinde büyüdük.
O yılların en büyük zorluğu neydi?
Yokluktu. Yeni makine yoktu. Yetişmiş mühendis yoktu. Teknik eleman bulmak zordu. Gaziantep’te sanayiyi adeta tırnaklarımızla kazıya kazıya büyüttük. Ama o zorluklar bize işi öğretti. Bugünkü birikimin temelinde o günlerin emeği var.
Babanızdan öğrendiğiniz en önemli iş ilkesi neydi?
Babam bize en çok “işi ehline teslim etmeyi” öğretti. İnsan idare etmek, işi iyi bileni iş başına getirmek çok önemlidir. “Şu akraba, bu işin başına geçsin” anlayışı bizde yoktur. İşi kim iyi biliyorsa görev ona verilir. Kardeşim dahi olsa, işini doğru yapmadığında gereken sözü söylerim.
Spordan iş hayatına taşıdığınız dersler oldu mu?
Ben hayatı spordan öğrendim. Yenildiğiniz zaman kulübe gidiyorsunuz; iki top toplayıcısı, bir masör var, hoca bile zor geliyor. Herkes kayıp. Yendiğiniz zaman ise herkes sizinle beraber. Şunu gördüm: Zirveye çıktıkça etrafınızdaki insanların sayısı azalıyor. Önemli olan zirvede o çemberi kırabilmek. Eğer o çemberi kıramazsanız boğulur kalırsınız. Ben sporda çemberi kırmayı öğrendim. İş hayatında da etrafımda dar bir çember oluşturmadım.
Türkiye’nin sanayileşme sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye tekstilde ve sanayide önemli bir mesafe aldı. Turgut Özal Türkiye’yi dünyaya açtı. O dönemde dolar yasaktı, insanların yurt dışına çıkışı bile zordu. Özal geldikten sonra Türkiye dünyaya açıldı, sanayicilerle birlikte pek çok ülkeye gitti, ihracatın gelişmesinde büyük rol oynadı. Süleyman Demirel de Türkiye’nin gelişmesinde önemli katkılar sundu. Kemal Derviş döneminde ekonomi toparlandı. Zaman zaman hükümetler sıkıntılara girebilir. Bugün de Türkiye’nin dünya siyasetinde dengeli bir çizgi izlediğini düşünüyorum. Herkesle konuşabilmek, ülke çıkarlarını korumak bakımından önemlidir.
Eğitim hayatınızla ilgili içinizde kalan bir ukde var mı?
Ben üniversitede okumadım. Yabancı dilim de yok. Bu zaman zaman zoruma gitti. Ama SANKO Üniversitesi’nin açılışında ve ilk doktorlara diploma verirken çok duygulandım. Kendi kendime, “Ya Rabbi, beni buralarda okutmadın, bana daha güzel işler yaptırdın. Bana diploma almayı nasip etmedin ama binlerce diploma dağıtmayı nasip ettin” dedim. O anlarda çok etkilendim. Çünkü rahmetli babam da hastane kurmayı çok isterdi. O kuramadan biz tamamladık. Aklımızın ucundan geçmeyen, hayalimizde olmayan seviyelere geldik.
Yeni nesli nasıl görüyorsunuz?
Yeni nesil teknolojiyle iş yapmayı tercih ediyor. Çok heyecanlılar. Eski nesle göre daha bilinçli ve daha temkinli davranıyorlar. İş büyüdükçe ailedeki herkesin sorumluluğu da büyüyor. Çocuklu ailelerin daha bereketli olduğuna inanırım. Her çocuk bereketini ayrı getirir.
SANKO’nun bugünkü noktaya gelmesini neye bağlıyorsunuz?
Emek, dürüstlük, kalite, işi ehline teslim etme ve doğduğumuz toprağa bağlılık… Biz çıraklıktan geldik. İşin her kademesinde çalıştık. Makinelerin başında da olduk, yönetimde de olduk. O yüzden büyüme sadece sermayeyle değil; alın teriyle, sabırla, doğru insanlarla ve doğru ilkelerle mümkün oldu.
Bugün geriye dönüp baktığınızda ne hissediyorsunuz?
Aklımızın ucundan geçmeyen, hayalimizde olmayan seviyelere geldik. Küçük bir dokuma tezgâhıyla başlayan hikâye, bugün Türkiye’nin dünyaya açılan güçlü sanayi markalarından birine dönüştü.
Bunun arkasında aile büyüklerimizin emeği, Gaziantep’in bereketi ve çalışmaktan hiç vazgeçmeyen insanların alın teri var.
Yorumlar
Kalan Karakter: