28–29 Nisan tarihlerinde Çağ Üniversitesi’nde düzenlenen “Yapay Zekâ Çağının Psikolojisi” kongresinde, Prof. Dr. Mahir Fisunoğlu’nun moderatörlüğünde gerçekleşen panelde yer aldım. Panel boyunca yapay zekânın yalnızca teknolojik değil, psikolojik, sosyal ve ekonomik etkilerini de tartışma imkânı bulduk.
Panelde beni en çok düşündüren olgu, yapay zekânın ne kadar ilerlediği değil, bizim bu ilerleme karşısında nasıl bir düşünme alışkanlığı geliştirdiğimizdi.
Benim üzerinde durduğum başlık, girişimcilik ekosisteminde yapay zekânın yarattığı zihinsel dönüşümdü.
Bugün rekabeti belirleyen unsur artık yalnızca teknolojiye sahip olmak değil. Çünkü teknolojiye ulaşamama gibi bir durum giderek ortadan kalkıyor.
Peki teknoloji herkesin erişebileceği bir noktadaysa, herkes her alanda yapay zekâyı kullanabiliyorsa fark nasıl ortaya çıkacak? Rekabet nerede başlayacak?
Elbette insanı anlayabilen tarafta…
Peak Games, kullanıcı davranışını doğru okuduğu için bu kadar hızlı büyüdü. Getir de yalnızca hızlı teslimat yaptığı için değil, tüketicinin alışkanlıklarını anlamanın ötesine geçip onları değiştirebildiği için farklılaştı.
Yani mesele algoritmaya sahip olmak değil. Algoritmayı insan için, insanı anlayarak kullanabilmede.
Yapay zekâ girişimcilere büyük bir hız kazandırıyor. Pazar analizi yapmak, müşteri eğilimlerini görmek, içerik üretmek, rapor hazırlamak, strateji seçeneklerini karşılaştırmak artık çok daha kolay. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir eşik var.
Hız arttıkça düşünme süreci kısalıyor.
Bugün birçok girişimci karar almak için uzun uzun düşünmek yerine doğrudan sisteme sormaya başlıyor. Bu ilk bakışta pratik görünebilir. Ama girişimciliğin özü tam da belirsizlik içinde karar verebilme cesareti değil mi?
Bu noktada üç psikolojik riskten söz etmek mümkün.
Birincisi karar bağımlılığı. “En doğruyu sistem bilir” düşüncesi, girişimcinin kendi muhakemesini geri plana itebilir.
İkincisi sürekli performans baskısı. Her şeyin ölçüldüğü, karşılaştırıldığı ve puanlandığı bir dünyada girişimci, farkında olmadan kendisini de bir veri seti gibi görmeye başlayabilir.
Üçüncüsü ise kimlik bulanıklığı. Bu, özellikle genç girişimciler açısından çok önemli. Çünkü yapay zekânın çok hızlı ürettiği, tasarladığı ve önerdiği bir dünyada şu soru daha sık duyulacak:
“Ben bu işin neresindeyim? Ben neyi farklı yapıyorum?”
Elbette veri çok kıymetli. Ama girişimcilik yalnızca veriyle açıklanabilecek bir alan değil. Doğru analiz, doğru hedefleme ve doğru zamanlama avantaj sağlar mı?
Şüphesiz sağlar.
Fakat insan davranışını okuyamayan, duyguyu anlayamayan, güven inşa edemeyen bir girişimin yalnızca veriye yaslanarak kalıcı başarı elde etmesi mümkün değil. Çünkü girişimcilik, veri ile sezgi arasında kurulan dengedir.
Yapay zekânın 2030’a kadar küresel ekonomiye yaklaşık 15 trilyon dolarlık katkı sağlayacağı öngörülüyor. Bu çok büyük bir ekonomik dönüşüm demek. Ancak asıl soru şu olmalı:
Bu büyümenin merkezinde insan kalabilecek mi?
Geleceğin girişimcisi, yalnızca teknolojiyi iyi kullanan kişi olmayacak. Teknolojiyi bilen ama insanı da anlayan, hız kazanırken sezgisini kaybetmeyen, veriden yararlanırken etik sınırları unutmayan; yapay zekâyı rakip değil, doğru yönetilmesi gereken güçlü bir araç olarak gören kişi olacak.
Artık mesele yapay zekâyı kullanıp kullanmamak değil. Mesele, onunla nasıl bir denge kuracağımız.
Bu önemli organizasyona ev sahipliği yapan Çağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Koç başta olmak üzere, kongrede emeği geçen tüm akademik kadroya teşekkür ediyorum.
Teknoloji gelişiyor. Veri artıyor. Algoritmalar güçleniyor.
Ama asla değişmeyecek bir gerçek var:
Geleceği yapay zekâ değil, onu nasıl kullanacağına karar veren insanlar yazacak.
Yorumlar
Kalan Karakter: