Rakamlar ilk bakışta küçük görünebilir; ancak arkalarında büyük bir hikâye var. Hürmüz Boğazı’nda tırmanan gerilim petrol fiyatlarını yukarı taşırken, IMF küresel enflasyon beklentisini 2026 için yüzde 4,4’e, Türkiye için ise yüzde 28,6’ya çıkardı. Kısacası daha pahalı enerji, daha yapışkan fiyatlar ve daha sabırlı bir para politikası dönemi bizi bekliyor.
Dünyanın kırılgan dengesi
IMF’nin araştırması çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor: Ortalama bir çatışma, başladığı ilk beş yılda ekonomide yaklaşık yüzde 7’lik kümülatif üretim kaybına yol açıyor. Bu, çoğu zaman finansal krizlerden ve doğal afetlerden daha ağır bir fatura anlamına geliyor. Kalıcı barışta toparlanma üç ila beş yılda geri gelirken, kırılgan barışta kayıpların ancak yarısı telafi edilebiliyor. NATO’nun 2035’e kadar savunma harcamalarını GSYİH’nin yüzde 5’ine çıkarma hedefi de bu tabloya ek bir yük getiriyor.
Türkiye pozitif ayrışıyor, ama…
TCMB rezervlerinin yeniden yükselişe geçmesi olumlu bir sinyal verdi. 10 Nisan haftasında brüt rezervler 170,9 milyar dolara, swap hariç net rezervler ise 32,2 milyar dolara ulaştı. Aynı hafta yabancı yatırımcı toplam 460 milyon dolarlık net giriş yaptı. Döviz mevduatlarının dört hafta sonra ilk kez gerilemesi de dikkat çekti.
Ancak diğer tarafta Şubat ayı cari açığı 7,5 milyar dolar, yıllık açık ise 35,4 milyar dolar seviyesine yükseldi. Son 12 aylık net enerji ithalatının 45,8 milyar dolara çıkması, cari dengenin hâlâ kırılgan olduğunu gösteriyor.
Bütçede faizin gölgesi
Mart ayında merkezi yönetim bütçesi 229,9 milyar TL açık verdi. Yıllık açık 1 trilyon 508 milyar TL’ye ulaştı. Daha dikkat çekici olan ise bütçe giderleri içinde faizin payının yüzde 15,8’e çıkması. Yani devletin topladığı verginin yaklaşık altıda biri faize gidiyor. Bu tablo, yatırım, sosyal harcama ve savunma için ayrılacak alanı daraltıyor.
Reel kesim ikiye bölündü
Tüketici kredileri yıllık yüzde 34,5, ticari krediler yüzde 32,4 büyürken taşıt kredileri yüzde 29,9 daraldı. Daha önemlisi kredi kartlarında takipteki alacaklar yüzde 90,75, KOBİ kredilerinde ise yüzde 119,31 arttı. Bu veriler reel sektörde nakit akışının sıkıştığını gösteriyor.
Perakende satışların aylık bazda gerilemesi de tüketimin hız kaybettiğine işaret ediyor.
Konutta reel düşüş, kirada çift hız
Mart ayında konut fiyatları reel olarak yüzde 3,4 geriledi. Yeni kiracı enflasyonu yüzde 34,4’e yükselirken mevcut kiracı enflasyonu yüzde 52,5’e geriledi. Yani yeni sözleşmeler piyasa fiyatlarına yaklaşırken eski kiracılar geçmiş enflasyonun etkisini yaşamaya devam ediyor.
İpotekli satışların payının yüzde 16,2’ye yükselmesi ise krediyle konut talebinin yeniden canlandığını gösteriyor.
Beklentiler nereye koşuyor?
Piyasa katılımcılarının 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 23,39’a yükseldi. Yıl sonu dolar/TL beklentisi de 51,23 seviyesine çıktı. Buna karşılık büyüme beklentisi yüzde 3,5’e geriledi. Yani piyasa, enflasyonda kademeli düşüş beklerken kur riskini hâlâ fiyatlıyor.
Savunmanın iki yüzü
NATO’nun en büyük kara kuvvetlerinden birine sahip Türkiye için yüzde 5’lik savunma hedefi iki anlam taşıyor: Bir yandan savunma sanayii ihracatı için fırsat, diğer yandan bütçe üzerinde yeni baskı. IMF’ye göre savunma harcamalarındaki artışlar, üç yıl içinde kamu borcunu ortalama 13,8 puan yükseltebiliyor.
Sonuç: Dar alanda kısa paslaşmalar
Nisan sonuna yaklaşırken tablo netleşiyor. Küresel ekonomi çatışmalar ve enerji fiyatlarının gölgesinde ilerlerken Türkiye aynı anda hem risk hem fırsat yaşıyor. Rezervler toparlanıyor, enflasyon beklentileri yumuşuyor. Ancak reel sektörde tahsilat sorunları büyüyor, bütçede faiz yükü artıyor, cari açık enerji faturasıyla genişliyor.
Kısacası soru artık yalnızca “faizler inecek mi?” değil. Asıl soru, bu zorlu dönemde kimin dayanacak güce sahip olduğu.
Yorumlar
Kalan Karakter: