Ben kendimi bildim bileli belgesel alanında çalıştım. Bu alanda çalışırken dünyanın ve Türkiye’nin en büyük görüntü, fotoğraf ve belge arşivlerine girme şansı buldum. Her arşivde, araştırma konusu başka olsa da gözümün bir ucuyla Adana ve Çukurova ile ilgili belgeleri taradım. Bu sayede yaklaşık 40 yıldır doğduğum topraklara dair azımsanamayacak ölçüde dokümanter malzeme biriktirdim.
Neredeyse bütün ömrünü belgesel alanında geçirmiş biri olarak hep şuna inandım: Özellikle kent belleğini oluşturmak için o kentin güzide insanlarının biriktirdiği anılar, fotoğraflar, şanslıysanız filmler ve saklanan nesneler büyük değer taşır. Her biri hazine kıymetindeki bu malzeme çoğu zaman biriktirenlerin çocukları tarafından tozlu raflara kaldırılır, unutulur. Daha da acısı, o biriktiren insanların kaybından sonra çağrılan bir eskiciye evin diğer eski eşyalarıyla birlikte üç kuruşa satılır. Daha kötüsü ise bazen buna bile üşenilir ve doğrudan çöpe atılır.
Buna karşın o kentte yaşayan kimi insanlar çıkar ve tüm bu malzemeyi toparlayarak bir kent kütüphanesi kurmak için çabalar. Kimi insanlar çıkar, binlerce üyesi olan ve bütün kent belleğinin toplandığı sosyal medya sayfaları oluşturur. Kimi insanlar çıkar; çöplere, eskicilere düşmüş malzemeleri müzayedelerden satın alarak kişisel koleksiyonlar kurar. O yüzden kent belleğine sahip çıkan bu insanlar, benim mesleğimi yapanlar için pamuklara sarılarak korunur. İsimleri sevgiyle anılır, önlerinde saygıyla eğilinir.
Son zamanlarda farklı bir bakış açısı, kendimi inanılmaz bir keşif yapmış bilim insanı, büyük bir hazine bulmuş Ali Baba ya da zirveye çıkmış bir sporcu gibi hissettirdi. Abarttığımı düşünüyorsunuzdur, ki son derece haklısınız. Ama son zamanlarda yaptığım iş nedeniyle çok kıymetli bir malzeme kaynağının, farklı bir bakış sayesinde hemen elimin altında olduğunu öğrendim. Bu kaynak, Adana’da çekilmiş filmlerin içine yerleştirilmiş fotoğraf kareleriydi.
5-6 aydır “Adana’da Sinema & Sinemada Adana” başlığı altında bir çalışma yürütüyorduk. Portakal Çiçeği Karnavalı için hazırlanan bu çalışma, kısa zamanda çok daha derinlikli ve uzun soluklu bir belgesele dönüşme ihtimalini ortaya koydu. Çünkü 1909’dan 1970’lere kadar Adana’da çekilmiş 50’ye yakın dokümanter filmin, daha ön araştırma aşamasında bile tarifi zor bir hazine olduğu görüldü.
Mesela 1950’lerde çekilmiş 3-4 dakikalık bir filmin içinden, dönemin Adana’sına ve Adanalılarına dair yüzlerce fotoğraf çıkarılabiliyordu. Sinema filmleri, insan gözünün hareketi eksiksiz algılaması için saniyede 24 kare çekilir. Bu sayı, her şeyin dijitalleştiği televizyon yayıncılığında 25 karedir. Yani bir filmi izlerken neredeyse gözümüzü kırptığımız zaman aralığında 24 fotoğraf akar gider. Evet, bu sayede hareketi algılarız ama saniyeyi oluşturan o karelerdeki ayrıntıları büyük ölçüde kaçırırız.
Çok laf etmek yerine bu filmlerden alınmış kareleri paylaşayım dedim. Olur ya, sizleri de heyecanlandırırsa; her biri hazine değerindeki bu filmleri ve onlardan çıkarılmış kareleri sizlere sunmaktan onur duyarım.
Çok yaşa Refleks… Bu satırları okuyan ve Refleks’e değer katan siz kıymetlilerimiz de var olun…
Son olarak küçük bir not düşeyim: Şimdilik misketimi Adana ve bölge hakkında hazırlanan dokümanter filmler arasında yuvarladım. Adana’da çekilmiş 70’in üzerinde uzun metraj film orada bekliyor. O filmlerden 2000’lere kadar olanların taramasını tamamladım ve birbirinden güzel binlerce fotoğraf çıkardım. Belki ilerleyen zamanlarda, uzun metraj filmlerin kareleri arasına sıkışmış Adana’ya da bir bakış atarız...
Yorumlar
Kalan Karakter: