Osmanlı döneminde İstanbul ve İzmir’den sonra en önemli vilayetlerden biri, en bayındır şehirlerden birisi olan Adana’nın, aradan geçen bir yüzyılın ardından böylesine gerilemesi (belki de yerinde sayması, başka şehirlerin ise önüne geçmesi) uzun zamandır merak konusu. Kısa sürede bu mesele, neden-sonuç ilişkisi içinde anlaşılmak istenen ciddi bir sorgulamaya dönüştü.
Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde zirve şehirler arasında yer alan Adana’nın, özellikle 1990’lı yıllardan sonra yavaş yavaş inişe geçmesini ise kimse tam anlamıyla açıklayamıyor.
Uzun bir aradan sonra yeniden Adana’ya dönen biri olarak bana en sık sorulan sorulardan biri, “Adana’yı nasıl bulduğum” oldu. Hemen ardından gelen soru ise şuydu: Adana neden artık endekslerde ilk otuz şehir arasında kendine yer bulamıyor?
Doğrusunu söylemek gerekirse, bu soru uzun zamandır zihnimi meşgul eden, cevabını aradığım meselelerden biriydi. Hatta kimi zaman düşünmek için yazdım. Entelektüel bakış açılarına yöneldim, bilimsel verilerden çıkış yolları aradım. Kitaplar okudum, konuya yatkın dostlarla uzun tartışmalar yaptım… Nafile.
Oysa sosyal medyada ve dışarıdan görünen manzara bambaşka bir şehri işaret ediyor, her şey yolundaymış izlenimi veriyordu. Şehri yönetenler mevcut durumdan memnun görünüyor, sanki hiçbir sıkıntı yokmuş gibi davranıyordu. Vur patlasın, çal oynasın…
Portakal çiçeklerinin açmasıyla kente yayılan bahar coşkusu, şehir ekonomisine can suyu oluyor, milyonlar Adana’ya akın ediyordu. Tiyatro Festivali, Kültür Yolu, Lezzet, Kebap ve Şalgam Festivali derken yıl boyunca tespihten motosiklete kadar sayısız etkinlik birbirini izliyordu. Gazete sayfaları, kente milyon dolarlar kazandırıldığına dair haberlerle doluyordu.
Lakin şehirle ilgili veriler ve istatistikler tam tersini söylüyordu. Adana, her geçen yıl biraz daha irtifa kaybediyordu.
Nitekim bütün bu tablo üzerine bir kanaatim oluştu. Adana’nın aşağıya doğru süregelen inişini ve yerini koruyamayışını kendimce ana hatlarıyla belirlemeye çalıştım. Ayrıntılarına daha sonra girmek niyetindeyim. Ancak şimdilik sorunlu ve eksik gördüğüm başlıkları tartışmaya açmak isterim.
Adana’da;
- Birlikte çalışma kültürü yeterince gelişmemiştir.
- Ortak çıkar bilinci zayıftır.
- Tarih şuuru eksiktir.
- Bereketli topraklardan sürekli alma alışkanlığı kökleşmiş, verme duygusu körelmiştir.
- Kültür, sanat ve edebiyat alanında üretim-tüketim döngüsü sınırlıdır.
- Göçle gelen nüfusun entegrasyon sorunları sağlıklı biçimde yönetilememiştir.
- Kötü yönetim ise zamanla sosyolojik olarak kanıksanmıştır.
Bunlara benzer başka sebepler de elbette sıralanabilir.
Daha berrak, daha anlaşılır ve daha cesur biçimde konuşabildiğimiz günlerde yeniden buluşmak umuduyla… (Fotoğraf: Ayhan Şenbayrak)
Yorumlar
Kalan Karakter: