Bu kez tarihte kısa bir yolculuğa çıkıyoruz. Çayınız, kahveniz hazırsa 1973 yılına gidiyoruz.
6 Ekim 1973’te, Yahudilerin en kutsal günü kabul edilen Yom Kippur’da, Mısır ve Suriye orduları İsrail’e karşı taarruza geçti. Orta Doğu bir kez daha savaşın içine sürüklendi. Ancak bu kez savaş yalnızca cephede kalmadı.
Batı dünyasının, özellikle ABD ve Hollanda’nın İsrail’e açık askerî ve lojistik destek vermesi üzerine, Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Örgütü OAPEC, elindeki en güçlü silahı devreye soktu: Petrol ambargosu.
Arap petrol üreticileri, İsrail işgal ettiği topraklardan çekilene kadar Batılı ülkelere petrol sevkiyatını azaltacaklarını ve İsrail’e destek veren bazı ülkelere ambargo uygulayacaklarını ilan etti.
Sonuç tam anlamıyla küresel bir şoktu. Ekim 1973’te varili yaklaşık 3 dolar olan ham petrolün fiyatı, Ocak 1974’te 12 dolara kadar yükseldi. Yani petrol fiyatı birkaç ay içinde yaklaşık dört katına çıktı.
ABD ve Avrupa’da akaryakıt istasyonlarının önünde kilometrelerce uzayan benzin kuyrukları oluştu. Bazı ülkelerde yakıt karneyle verildi. Benzini biten ya da sırayı ihlal eden sürücüler arasında kavgalar çıktı. Avrupa’da pazar günleri trafik yasakları uygulandı. Paris’te Eyfel Kulesi’nin aydınlatmaları bile kısıldı.
Dünya, petrolün yalnızca bir enerji kaynağı olmadığını; aynı zamanda büyük bir siyasi güç, hatta diplomatik silah olduğunu o günlerde acı biçimde öğrendi.
Stagflasyon kabusu
1973 Petrol Krizi yalnızca benzin kuyruklarıyla sınırlı kalmadı. Dünya ekonomisinin dengelerini de sarstı. O güne kadar hâkim iktisadi anlayışta enflasyon ile işsizliğin aynı anda yükselmesi beklenmiyordu. Ancak petrol fiyatlarındaki sert artış; üretim maliyetlerini, nakliyeyi ve neredeyse iğneden ipliğe her şeyin fiyatını yukarı çekti.
Bir yanda enflasyon yükseliyor, diğer yanda üretim yavaşlıyor, fabrikalar zorlanıyor, işsizlik artıyordu. İktisat literatürüne damga vuracak o kavram böylece dünyanın gündemine girdi: Stagflasyon. Yani durgunluk içinde yüksek enflasyon…
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Batı dünyasının yaşadığı uzun refah dönemi, 1973 Petrol Krizi’yle büyük bir kırılma yaşadı.
Petro-dolar ve yeni enerji düzeni
Kriz, küresel siyasetin fay hatlarını da yerinden oynattı. Petrol fiyatlarının yükselmesiyle Arap petrol üreticisi ülkelerin kasaları doldu. Başta Suudi Arabistan olmak üzere petrol zengini ülkeler, dünya finans sisteminde çok daha güçlü aktörlere dönüştü.
Bu süreç, “petro-dolar” düzenini de güçlendirdi. Petrol gelirlerinin büyük ölçüde Amerikan doları üzerinden değerlendirilmesi ve Batı finans sistemine yönelmesi, doların küresel rezerv para konumunu daha da pekiştirdi.
Batılı ülkeler de bu krizden önemli bir ders çıkardı. Enerji arz güvenliği artık yalnızca ekonomik bir mesele değil, ulusal güvenlik meselesiydi.
Bu nedenle 1974’te Uluslararası Enerji Ajansı kuruldu. Amaç, petrol tüketicisi ülkelerin enerji politikalarını koordine etmek, kriz anlarında ortak hareket etmek ve stratejik petrol rezervleri oluşturmaktı. Bir daha aynı şekilde hazırlıksız yakalanmak istemiyorlardı.
Dünya nasıl değişti?
1973 Petrol Krizi, insanlığın enerjiye bakışını kökten değiştirdi. Amerikan otomotiv sanayisinin simgesi olan büyük motorlu, çok yakıt tüketen “kaslı arabalar” gözden düşmeye başladı. Onların yerini daha küçük, daha ekonomik, daha az yakıt tüketen araçlar aldı. Japon otomobilleri, özellikle Toyota ve Honda, bu dönemde dünya pazarında hızla yükseldi.
Nükleer enerji yatırımları hız kazandı. Fransa başta olmak üzere birçok ülke elektrik üretiminde nükleer enerjiyi stratejik seçenek olarak görmeye başladı.
Rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynakları da ilk kez ciddi biçimde tartışılmaya başlandı. Bugünkü enerji dönüşümü arayışlarının temelinde, biraz da 1973’te yaşanan o büyük sarsıntı vardı.
Gelişmiş ülkeler stratejik petrol rezervleri oluşturmaya yöneldi. Enerji tasarrufu kavramı yaygınlaştı. Yaz saati uygulamaları, bina yalıtımları, hız sınırları ve tüketim alışkanlıkları yeniden ele alındı.
Kriz yalnızca Batı’yı değil, Sovyetler Birliği’ni de etkiledi. Güçlü petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip olan SSCB, yükselen enerji fiyatlarından önemli gelir elde etti. Bu gelirlerin Sovyet sisteminin ömrünü bir süre daha uzattığına dair yorumlar bugün hâlâ yapılır.
Siyah altının dersi
1973 Petrol Krizi’nin dünyaya verdiği en büyük ders şuydu: Askerî olarak ne kadar güçlü olursanız olun, sanayinizin kalbini besleyen enerji kaynakları başkasının kontrolündeyse, egemenliğiniz kırılgandır.
Bu kriz, modern tarihte “kaba askerî güç” ile “kaynak gücü” arasındaki ilişkiyi bütün çıplaklığıyla gösterdi. Petrol, yalnızca rafinerilerde işlenen bir hammadde değil; devletlerin kaderini, ekonomilerin yönünü ve diplomasinin dilini belirleyen stratejik bir araçtı.
Bugün hidrojen, elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve arz güvenliği gibi başlıkları konuşuyorsak, bunun arkasındaki en büyük travmatik kırılmalardan biri 1973 Petrol Krizi’dir.
Dünya o yıl çok sert sarsıldı. Ama aynı zamanda enerji verimliliğini, çeşitliliği, stratejik rezervleri ve yeni finansal dengeleri de o krizden öğrenerek çıktı.
Şimdi aynı soruyu bugüne taşıyalım:
Hürmüz Boğazı kapanırsa dünya ne öğrenir?
Yorumlar
Kalan Karakter: