İngiltere’nin 2020 yılında Avrupa Birliği’nden resmen ayrılması, yani Brexit, modern ekonomi tarihinin en büyük “kendi kendine ticaret bariyeri koyma” deneylerinden biri oldu.
Birleşik Krallık, kendi iradesiyle dünyanın en büyük ortak pazarlarından birinin dışına çıktı. Siyasi olarak bunu egemenlik, kontrol ve bağımsız karar alma başlıklarıyla anlattı. Ancak ekonomi, hamasi cümlelerle değil; veriyle, maliyetle, verimlilikle, yatırım kararıyla ve hane halkının cebine yansıyan faturayla konuşur.
Bugün Brexit’in İngiltere’ye neye mal olduğunu daha net görüyoruz.
Aslında bu tablo yalnızca İngiltere’yi ilgilendirmiyor. Türkiye açısından da çok önemli bir ders içeriyor. Çünkü İngiltere’nin yaşadığı somut ekonomik kayıplar, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile 1996’dan bu yana sürdürdüğü Gümrük Birliği ilişkisinin değerini ve aynı zamanda eksiklerini anlamak için bize güçlü bir ayna tutuyor.
Mühendis kelimesi “hendese” kökünden gelir. Ölçen, biçen, hesap yapan kişi demektir. Ben de bir mühendis olarak verileri taradım.
Çayınız, kahveniz hazırsa başlayalım…
Brexit’in büyüme faturası
Brexit’in Birleşik Krallık ekonomisine verdiği zarar artık tahminlerin ötesine geçti. Etkileri büyüme verilerinde, kamu maliyesinde, yatırım kararlarında ve fiyatlarda görülüyor.
İngiltere Merkez Bankası’nın eski para politikası kurulu üyeleri ile bağımsız araştırma kuruluşlarının değerlendirmelerine göre Brexit, İngiltere ekonomisinde yaklaşık yüzde 4 ila yüzde 5 arasında kalıcı milli gelir kaybına yol açtı.
Bu ne demek?
Basitçe söyleyelim: İngiltere ekonomisi, Brexit olmasaydı ulaşabileceği büyüklüğün milyarlarca sterlin gerisinde kaldı.
Bütçe Sorumluluk Ofisi’nin projeksiyonları da Brexit’in uzun vadede Birleşik Krallık’ın potansiyel verimliliğini yaklaşık yüzde 4 oranında düşüreceğini ortaya koyuyor. Bunun kamu maliyesindeki karşılığı ise yıllık yaklaşık 40 milyar sterlinlik vergi geliri kaybı olarak hesaplanıyor.
Ekonomi yavaşlayınca yalnızca şirketlerin bilançosu bozulmaz. Devletin topladığı vergi de azalır. Kamu hizmetleri üzerindeki baskı artar. Borçlanma ihtiyacı büyür. Yani büyüme kaybı, bir süre sonra sosyal hayatın her alanına dokunur.
Sterlin düştü, enflasyon yükseldi
2016’daki Brexit referandumunun hemen ardından İngiliz sterlini, dolar ve euro karşısında yüzde 10 ila yüzde 15 civarında kalıcı değer kaybı yaşadı.
Bu değer kaybı, ithalat maliyetlerini artırdı. İngiltere gibi dış ticarete bağımlı bir ekonomide kur şoku kısa sürede fiyatlara yansıdı. Gıdadan enerjiye, sanayi girdilerinden tüketim mallarına kadar birçok kalemde maliyetler yükseldi.
Yani Brexit yalnızca Brüksel’le Londra arasındaki bir siyasi ayrılık olmadı. İngiliz vatandaşının market fişine, sanayicinin üretim maliyetine, devletin bütçe dengesine kadar uzanan bir zincirleme etki yarattı.
Gümrük vergisi yok ama sürtünme var
İngiltere, Avrupa Birliği ile Ticaret ve İşbirliği Anlaşması imzaladı. Bu nedenle birçok üründe teorik olarak gümrük vergisiz ticaret devam ediyor.
Ama işin püf noktası burada.
Gümrük vergisinin sıfır olması, ticaretin sorunsuz aktığı anlamına gelmiyor. Çünkü Gümrük Birliği’nin dışında kaldığınızda sınırda beyanname, sertifika, menşe kuralı, veterinerlik kontrolü, fiziki denetim ve evrak yükü başlıyor.
Ticarette bazen vergi kadar, hatta vergiden daha fazla, bürokrasi maliyetlidir.
London School of Economics tarafından yapılan araştırmalara göre AB’den ithal edilen gıda ürünlerinde Brexit sonrası gümrük beyannameleri, veterinerlik kontrolleri ve sertifikasyon gereklilikleri nedeniyle fiyatlar fazladan yüzde 6 ila yüzde 7 oranında arttı.
Büyük şirketler bu süreci gümrük müşavirleriyle, hukuk ekipleriyle, lojistik altyapılarıyla yönetebildi. Ancak küçük ve orta ölçekli işletmeler için tablo daha ağır oldu. Pek çok KOBİ, sırf bu evrak yükü ve sınır maliyetleri nedeniyle AB’ye ihracatını azalttı ya da tamamen durdurdu.
Kâğıt üzerinde ticaret devam etti. Ama ticaretin sürtünme maliyeti arttı.
Tedarik zincirleri bozuldu
İngiliz sanayisi, AB üyeliği döneminde “tam zamanında üretim” modeliyle çalışıyordu.
Bir otomotiv fabrikasına motor parçası Almanya’dan, kablo Polonya’dan, elektronik aksam başka bir AB ülkesinden gümrüksüz, hızlı ve neredeyse beklemesiz gelebiliyordu.
Brexit’le birlikte bu akış bozuldu.
Vergi olmasa bile sınırda bekleme başladı. Evrak arttı. Lojistik planlama zorlaştı. Üretim zincirinin her halkasına yeni bir belirsizlik eklendi.
Özellikle otomotiv, havacılık ve makine gibi parçaların sınırları günde birkaç kez geçtiği sektörlerde bu durum ciddi verimlilik kaybına dönüştü.
Sanayici için zaman, sadece zaman değildir. Zaman; maliyettir, stoktur, finansmandır, rekabet gücüdür.
Yatırımcı için İngiltere artık aynı kapı değil
İngiltere, AB üyesiyken küresel sermaye açısından Avrupa pazarına açılan en önemli kapılardan biriydi. Londra sadece finans merkezi değil, aynı zamanda Avrupa’ya erişim noktasıydı.
Brexit bu algıyı zayıflattı.
Cambridge Econometrics ve National Institute of Economic and Social Research değerlendirmelerine göre Brexit sonrası Birleşik Krallık’a gelen doğrudan yabancı yatırımlar, AB ortalamasının ve Brexit öncesi eğilimlerin gerisinde kaldı.
Küresel yatırımcı açısından mesele çok basit: Avrupa pazarına erişmek istiyorsanız, neden artık o pazarın dışında kalan bir ülkeyi ana üs seçesiniz?
İşte Brexit’in İngiltere’ye kaybettirdiği en kritik avantajlardan biri de bu oldu.
Londra finans merkezi güç kaybetti
İngiltere ekonomisinin yüzde 80’den fazlası hizmetler sektörüne dayanıyor. Finans, hukuk, sigortacılık, danışmanlık ve teknoloji bu yapının omurgasını oluşturuyor.
Ancak AB ile yapılan ticaret anlaşması hizmetler alanını mal ticareti kadar kapsamlı düzenlemedi.
Londra’daki finans kuruluşları, AB pazarına doğrudan hizmet sunma hakkını, yani “passporting rights” imkanını kaybetti. EY Financial Services Brexit Tracker verilerine göre Londra’dan Dublin, Frankfurt, Paris ve Amsterdam gibi merkezlere binlerce nitelikli finans çalışanı ve 1 trilyon sterlinin üzerinde varlık taşındı.
Bu, Londra’nın bir gecede finans merkezi olmaktan çıktığı anlamına gelmiyor. Elbette Londra hâlâ güçlü bir merkez. Ancak Avrupa pazarına erişim avantajını kaybetmesi, oyunun kurallarını değiştirdi.
İş gücü açığı da faturaya eklendi
Brexit’in bir başka sonucu da iş gücü piyasasında ortaya çıktı.
Serbest dolaşımın sona ermesiyle lojistik, tarım, sağlık, konaklama ve hizmet sektörlerinde ciddi açıklar oluştu. Tır şoförü bulunamaması nedeniyle akaryakıt istasyonlarında ürün sıkıntısı yaşandı. Mevsimlik işçi eksikliği tarımı etkiledi. Hizmet sektöründe ücret baskısı arttı.
Bu tablo da enflasyonu besleyen unsurlardan biri oldu.
Bir ülke sınırlarını kapatırken sadece insan geçişini değil, aynı zamanda üretimin ritmini, hizmetlerin devamlılığını ve maliyet dengesini de etkiler.
Türkiye için asıl ders
Şimdi gelelim bizi ilgilendiren asıl meseleye…
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği süreci 1996 yılında başladı. Bu süreç Türkiye’ye önemli kazanımlar sağladı. Sanayinin rekabet gücünü artırdı, ihracatçı firmalara Avrupa pazarında avantaj sundu, üretim standartlarını yükseltti ve Türkiye’yi Avrupa değer zincirlerinin önemli bir parçası haline getirdi.
Ancak bugün bu yapı en iyimser ifadeyle topal bir yapıdadır.
Çünkü Türkiye Gümrük Birliği’nin yükümlülüklerini taşırken, karar alma süreçlerinde masada yeterince yer almıyor. Avrupa Birliği’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarından doğrudan etkileniyor ama bu anlaşmaların müzakere sürecinde söz sahibi olamıyor.
Dahası, mevcut Gümrük Birliği tarım, hizmetler, kamu alımları ve dijital ekonomi gibi kritik alanları yeterince kapsamıyor.
Bu nedenle Türkiye’nin Gümrük Birliği’ni partiler üstü bir akılla yeniden ele alması gerekiyor.
Kapsamı güncellenmeli.
Karar alma mekanizmaları yeniden tartışılmalı.
Üçüncü ülkelerle yapılan anlaşmalardan doğan dengesizlikler giderilmeli.
Hizmetler, tarım, kamu alımları ve dijital ekonomi başlıkları modern yapıya dahil edilmeli.
Kıssadan hisse
İngiltere, dünya siyasetinin haritalarını yüzyıllardır etkileyen bir ülke. Buna rağmen Brexit sürecinde ciddi hesap hataları yaptı. Egemenlik söylemiyle çıkılan yolda, ekonominin soğuk gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kaldı.
Bu bize şunu gösteriyor:
Ekonomide entegrasyonun da bir maliyeti vardır, kopuşun da.
Mesele sadece masada olup olmamak değildir.
Mesele, o masada hangi sandalyede oturduğunuzdur.
El âlemin kurduğu masada sadece garsonluk yaparsanız, mutfakta pişen yemeğin tuzuna, tadına, adına karışamazsınız. Size ne sipariş edilirse onu taşırsınız.
Türkiye’nin yapması gereken, Gümrük Birliği’ni romantize etmek ya da reddetmek değil; akılla, veriyle, stratejiyle modernize etmektir.
Brexit’in bize söylediği en önemli ders budur.
Yorumlar
Kalan Karakter: