11 Ağustos 2020 Salı günüydü. Gün henüz aydınlanmamıştı. Kuzey Irak sınır hattında Ahmet Gür ve Samsunlu devresi arazideydi. Teröristlerin döşediği bomba düzeneğini göremediler. Patlama ikisinin de dünyasını kararttı.
Ahmet, günler sonra kendine geldiğinde bir daha yeryüzünde hiçbir şey göremeyeceğini anladı. Vücudunun şarapnel saplanmadık yeri kalmamıştı. Bunu elleriyle anlayabildi.
Görmüyordu.
Ağrılar, acılar bir süre sonra yerini psikolojik bunalıma bıraktı. Memleketine döndü.
Feke’de bir ev inşaatı vardı. Maaşından kazandıkça eksiklerini tamamlamaya çalıştığı bir ev… Aldığı tazminatla inşaat biraz daha ilerledi ama bitmedi.
Bir de 1985 model Renault Toros’u vardı.
İlk otomobiliydi. Artık göremiyordu ama her yerini biliyordu. Direksiyonunu, koltuğunu, kapısını, sesini… Gözleri görürken binmişti o arabaya. Yeni lastik taktırmış, döşemesini yeniletmiş, özene bezene yaptırmıştı.
Eliyle son bir kez direksiyonuna dokundu. Sonra sattı.
Parasıyla ev inşaatını tamamlayabildi.
2024 yılıydı.
Feke’ye ilk kez bir kadın kaymakam tayin oldu.
Kaymakam Feyza Yılmaz, sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi sıralamasında 973 ilçe arasında 900’üncü sırada yer alan Feke’de göreve başladı.
Hayatın zor ama doğanın güzellikte cömert olduğu bir ilçeydi Feke.
Kaymakam Yılmaz’ın ilk dikkatini çeken şey, Fekelilerin vatan sevgisiydi.
Nüfusu küçük olmasına rağmen Feke’nin çok sayıda şehidi, gazisi vardı.
Göreve gazilerle tanışarak başladı. “Hizmeti ilk onlar hak ediyor,” dedi.
Evlerinde ziyaret etti. “Göreve başladım. Emrinizi bekliyorum,” dedi.
Çukurca Gazisi Ahmet Gür’le de o günlerde tanıştı.
Fırsat buldukça gitti. Hal hatır sordu. Kapısını çaldı. Yanında oldu.
Gazi Ahmet Gür ile Kaymakam Feyza Yılmaz zamanla abi-kız kardeş gibi oldular. Kaymakamın bu yakınlığı, olaydan sonra içine kapanan Ahmet’in psikolojik yaralarına iyi geldi.
Geçtiğimiz yılın son ayıydı.
Feyza Kaymakam, Ahmet gaziyi bir kez daha ziyaret etti.
Laf lafı açtı. O ziyarette Ahmet, eski arabası Toros’u anlattı.
Yeni lastik taktırdığını… Döşemesini yenilettiğini… Çok sevdiğini… Ama satmak zorunda kaldığını…
Feyza Kaymakam bir şey demedi.
Kalkarken tekrar sordu:
“Bir emrin var mı?” Gazimizin cevabı kısa oldu: “Sağlığın.”
Kaymakam Yılmaz makamına geçti. “Ahmet gazimizin arabasını bulun,” dedi.
Araç Tufanbeyli’deydi. Arabanın sahibi makama davet edildi.
Kaymakam Yılmaz konuyu anlattı. Arabanın yeni sahibi hikâyeyi dinleyince hüzünlendi.
“Geri vereyim,” dedi. Ama mesele sadece iyi niyetle çözülecek gibi değildi. Maddi, hukuki tarafları vardı. Kaymakamlıktan bu iş için kaynak kullanma imkânı yoktu.
Feyza Yılmaz önce kendi maaşından ekleyeceği Feke esnafından toplanacak destekle arabayı yeniden almayı düşündü. Sonra küçük bir ilçede bunun doğru olmayacağına kanaat getirdi.
Adana’daki birkaç esnaf devreye girdi. Otomobil satın alındı. Ve Gazi Ahmet Gür’e armağan edildi.
Biraz önce Gazi Ahmet Gür’le konuştum.
Dedi ki:
“Bana gazilik makamımı doyasıya hissettiren Kaymakamımıza, yani devletimize nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Gözlerim görmüyor ama bu onur karşısında bana bir daha Çukurca’ya git, bir daha göreve çık deseler… Gözümü kırpamam ama kırpmadan giderim.”
Ağlamaklı oldum.
Çünkü bazen devlet, bir makam odasından ibaret değildir. Bazen bir kaymakamın “Bir emrin var mı?” sorusudur. Bazen bir gazinin yeniden direksiyonuna dokunduğu 1985 model Toros’tur.
Bazen de bir insanın kalbine usulca bırakılan şu duygudur: Unutulmadın.
Yorumlar
Kalan Karakter: