Ankara’daki NATO Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, devlet ve hükümet başkanlarını mehter takımı ve yeniçeri kıyafetli askerlerle karşıladı.
Karşılama törenlerine damga vuran görüntüler, zirvenin diplomatik gündeminden çok magazin tarafını hareketlendirdi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın mehter marşına eliyle tempo tutması, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Kemal Sunal filmlerini hatırlatan yürüyüşü, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Emine Erdoğan’ın elini öpmeye çalışması, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dikkatle bakışı ve İzlanda Başbakanı’nın zarafeti, medyada en çok konuşulan görüntüler arasında yer aldı.
Liderlere silah armağan edilmesini hangi danışman önerdi, bilmiyorum. Ancak Cumhurbaşkanı danışmanı olsaydım, Filistin’de yaşanan katliamlara açık biçimde karşı çıkan ve İran’a yönelik saldırıları eleştiren İspanya Başbakanı Pedro Sánchez için farklı bir karşılama önerirdim.
Sadece Sánchez’in merdivenlerde değil, aracının kapısında karşılanmasını teklif ederdim. Böylece İspanya Başbakanı’na, “Sizi ayrı bir muhabbetle karşılıyoruz” mesajı verilmiş olurdu.
Eminim böyle bir jest, yalnızca Sánchez’in değil, Gazze konusunda vicdanını kaybetmeyen milyonlarca insanın da gönlünü kazanırdı.
Trump’ın İspanya çıkışı
Zirvenin magazin yönünü bir kenara bırakalım.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İspanya’ya yönelik, “Ticareti ve ziyaretleri keseceğiz” anlamına gelen sözleri, dünya ekonomisi açısından çok daha dikkat çekiciydi.
ABD ile İspanya arasında yaklaşık 75 milyar dolarlık, görece dengeli bir dış ticaret hacminden söz ediliyor. Bu, görmezden gelinecek bir rakam değil.
Peki Washington ile Madrid arasındaki gerilim, Ankara açısından yeni bir ticaret alanı oluşturabilir mi?
Türkiye, hem ABD’nin İspanya’dan yaptığı ithalatta hem de İspanya’nın ABD’den temin ettiği ürünlerde ortaya çıkabilecek boşlukları değerlendirebilir mi?
Üzerinde durulması gereken sorular bunlar olmalı.
Türkiye hangi ürünlerde öne çıkabilir?
ABD’nin İspanya’dan ithal ettiği zeytinyağı, turunçgil, seramik, makine, otomotiv yan sanayisi ve bazı savunma sanayisi ürünleri ayrıntılı biçimde incelenmeli.
Türkiye’nin bu kalemlerin hangilerinde fiyat, kalite, teslimat süresi ve üretim kapasitesi bakımından rekabet avantajına sahip olduğu belirlenmeli.
Özellikle zeytinyağı, narenciye, seramik, tekstil, makine parçaları ve savunma sanayisi bileşenlerinde Türkiye’nin değerlendirebileceği önemli alanlar bulunabilir.
Aynı şekilde İspanya’nın ABD’den satın aldığı endüstriyel ham maddeler, kimyasallar, makine ve teknoloji ürünleri de mercek altına alınmalı.
Türkiye bu ürünlerin tamamında alternatif olamayabilir. Ancak bazı ara mallarında, sanayi girdilerinde ve lojistik açıdan avantaj sağlayabileceği ürün gruplarında yeni fırsatlar yakalayabilir.
Burada önemli olan, siyasi açıklamaların gerçekten ticaret politikalarına dönüşüp dönüşmeyeceğini beklemek değil; olası senaryolara şimdiden hazırlanmaktır.
Çünkü uluslararası ticarette erken davranan, pazara ilk giren ve alıcıyla doğru zamanda temas kuran ülkeler avantaj sağlar.
Çukurova harekete geçmeli
Bu noktada Adana ve Mersin’e önemli görev düşüyor.
Çünkü iki kent de tarım, gıda, narenciye, kimya, tekstil, makine, metal, lojistik ve liman hizmetleri bakımından Türkiye’nin en güçlü üretim merkezleri arasında yer alıyor.
Adana ve Mersin’deki ihracatçı birlikleri, ticaret ve sanayi odaları, Çukurova Kalkınma Ajansı, organize sanayi bölgeleri ve ilgili kamu kurumları bir araya gelerek ürün bazlı bir çalışma başlatabilir.
Öncelikle şu sorulara yanıt aranmalı:
ABD, İspanya’dan hangi ürünleri ne miktarda ithal ediyor?
Bu ürünlerin hangileri Adana, Mersin ve çevresinde üretilebiliyor?
Türkiye’nin fiyat, kalite, üretim kapasitesi ve lojistik avantajı hangi alanlarda öne çıkıyor?
İspanya’nın ABD’den aldığı ürünler arasında Türkiye’nin tedarik edebileceği kalemler bulunuyor mu?
Yeni ticari ilişkiler için hangi firmalarla, sektör temsilcileriyle ve dağıtım kanallarıyla temasa geçilmeli?
Bu soruların yanıtları masa başında kalmamalı.
Hedef ürünler ve firmalar belirlenmeli, ticaret heyetleri oluşturulmalı, sektör ve ülke dosyaları hazırlanmalı, hem ABD’deki hem de İspanya’daki alıcılarla doğrudan temas kurulmalı.
Türkiye’nin Washington ve Madrid’deki ticaret müşavirlikleri de sürece dâhil edilmeli. Firmalara yalnızca genel bilgiler değil; alıcı listeleri, gümrük koşulları, fiyat seviyeleri ve pazara giriş yollarını içeren somut veriler sunulmalı.
Ticarette boşluk uzun sürmez
Uluslararası zirvelerde liderlerin bakışları, yürüyüşleri ve el sıkışmaları günlerce konuşulur. Ancak ülkeler açısından kalıcı olan, bu toplantıların ekonomi ve ticarete nasıl yansıdığıdır.
Türkiye’nin yapması gereken, Trump’ın İspanya çıkışını yalnızca siyasi bir gerilim olarak izlemek değil; bunun doğurabileceği ticari sonuçları soğukkanlılıkla analiz etmektir.
Ticarette boşluk uzun süre boş kalmaz. Mutlaka birileri tarafından doldurulur.
Bir ülkenin geri çekildiği pazara başka bir ülke girer. Türkiye de bu fırsatları uzaktan seyretmek yerine doğru ürün, doğru fiyat, doğru zamanlama ve doğru stratejiyle masaya oturmalıdır.
Adana ve Mersin, bu süreçte öncü olabilir.
Yeter ki zirvenin magazinine değil, ortaya çıkarabileceği ticaret fırsatlarına odaklanalım.
Yorumlar
Kalan Karakter: