AK Parti hükümetlerinin sadece eksiklerini, yanlışlarını, gecikmelerini yazmak doğru değil.
İyi yapılanı, doğru yapılanı, hızlı yapılanı görmek ve yazmak da gazeteciliğin gereğidir.
Savunma sanayi bu başlıkların başında geliyor.
Çünkü bu ülke, 25 yıl önce askerinin bot tabanını dahi ithal eden bir ülkeydi. Askerin giydiği elbisenin su geçirmez, nefes alabilen kumaşını üretmekte zorlanıyordu. Kritik parçalar dışarıdan geliyor, karar alma süreçleri çoğu zaman dışa bağımlılığın gölgesinde şekilleniyordu.
Bugün geldiğimiz nokta farklı.
Savaş uçakları, helikopterler, insansız hava araçları elbette daha görünür. Ancak savunma sanayindeki asıl dönüşüm sadece vitrinde görünenlerden ibaret değil.
Türkiye artık motor, yazılım, radar, sensör, çip, optik sistemler ve elektronik harp teknolojileri geliştiren bir savunma sanayi ekosistemine sahip.
25 yıl önce savunma sanayinde yerlilik oranı yüzde 20 düzeyindeyken bugün tablo tersine döndü. Türkiye, savunma alanındaki ihtiyaçlarının yüzde 80’den fazlasını artık kendi karşılıyor.
Bunun kıymeti barış zamanında tam anlaşılmayabilir. Ama uluslararası gerilimlerde, çatışmalarda, ambargolarda ve krizlerde çok iyi anlaşılır.
Savunma sanayinde yerli üretim sadece ekonomik bir tercih değildir. Bağımsız karar alma iradesinin, diplomatik gücün, caydırıcılığın ve ulusal güvenliğin temelidir.
Hedef elbette yüzde 100 olmalıdır.
Sektör o kadar gelişti ki artık sadece Türkiye’nin ihtiyacı karşılanmıyor. Savunma sanayi ihracatı her yıl artıyor. Türkiye, bu alanda dünyada dikkatle izlenen ülkelerden biri haline geliyor.
Bu tabloya bakınca insan ister istemez şunu soruyor:
Çukurova bu gelişmenin neresinde?
Ben bu soruyu 2000’li yıllarda da sordum.
O yıllarda Adana’nın tekstil, ayakkabı, metal ve gıda sektörlerinde çok deneyimli şirketlere sahip olduğunu hatırlatmış; bu sektörlerin Türk Silahlı Kuvvetleri ve savunma sanayi için ürün geliştirmesi gerektiğini yazmıştım.
Adana’nın sadece klasik üretim alanlarında kalmamasını, katma değeri yüksek üretime yönelmesini, ar-ge ile makas değiştirmesini, savunma sanayi tedarik zincirine girmesini önermiştim.
Adanalı sanayicilerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin satın alma birimleriyle yakın temas kurmalarını, birlikleri sık sık ziyaret etmelerini, iş almaya değil, birlikte ürün geliştirmeye odaklanmalarını savunmuştum.
O dönem Adana Sanayi Odası Genel Sekreteri emekli bir albaydı. Bu temasların kurulmasında önemli katkısı olmuştu. Gölcük’te bir tersane ziyaretiyle işe başlanmıştı. Sonraki yıllarda ADASO tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ilgili birimlerine ve savunma sanayinin güçlü şirketlerinin tesislerine birkaç ziyaret daha yapıldı.
Ama devamı gelmedi.
Adana’dan yazıp çizebiliyordum. Fakat sesim Torosları aşmakta zorlanıyordu.
O yıllarda ağırlıklı olarak inşaatta ve yurtdışı müteahhitlikte yükselen Ankara, sanırım bu sesi daha iyi duydu. Savunma sanayinde kümelenme modelini başarıyla uyguladı. İhtisas sanayi bölgeleri kurdu. Kamu savunma şirketleriyle güçlü projeler geliştirdi. Üniversite, sanayi ve kamu iş birliğini aynı hedefe yönlendirdi.
Bugün Ankara savunma sanayi kümelenmesinde önemli bir merkezse, bunun arkasında tesadüf değil; ısrar, strateji ve kurumlar arası iş birliği var.
2004 yılı da bu alanda önemli bir eşikti.
Genç mühendis Selçuk Bayraktar, millî elektronik sistemi ve yazılımıyla ilk otonom hava aracını uçurmayı başardı. Bu başarı, yerli savunma sanayine gönül veren herkese güçlü bir moral verdi.
“Biz de yapabiliriz” duygusu işte böyle filizlendi.
Bugün geldiğimiz noktada artık mesele “Yapabilir miyiz?” sorusu değildir.
Mesele şudur:
Bu büyük dönüşümde Çukurova kendine güçlü bir yer açabilecek mi?
Önceki gün Adana’da Doğu Akdeniz Savunma Sanayi Kümelenmesi Derneği üyeleri bir araya geldi. Toplantıya Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, Osmaniye Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Devrim Murat Aksoy, DASSAD Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Kayacı, DASSAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Caner Özdemir ve dernek üyeleri katıldı.
Bu buluşmayı önemsiyorum.
Temennileri de önemsiyorum.
Ancak savunma sanayi sadece temenniyle gelişmez.
Bu alanda hızlı olmak, organize olmak, doğru alanı seçmek, doğru şirketleri buluşturmak ve vakit kaybetmeden somut adım atmak gerekir.
Birkaç yıl önce yaptığım öneriyi bugün bir kez daha tekrarlıyorum:
Uçuş trafiğine kapatılan Şakirpaşa Havalimanı, Savunma İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’ne dönüştürülmelidir.
Pistlere ve mevcut binalara dokunmadan; yeni prefabrik hangarlar, fabrika binaları, atölyeler, test alanları ve ar-ge merkezleri kurulmalıdır. Bu alanlar, savunma sanayi alanında proje geliştiren girişimcilere ve sanayi kuruluşlarına, somut yatırım taahhütleri karşılığında tahsis edilmelidir.
Şakirpaşa’nın en büyük avantajı hazır altyapısıdır.
Diğer taraftan Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nin 'Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi'yle hayli mesafe kat ettiğini ve büyük avantaj olacağını da unutmamak gerekir.
Savunma sanayi girişimcilerinin en çok zorlandığı konuların başında Tesis Güvenlik Belgesi süreci geliyor. Şakirpaşa’nın mevcut güvenlik altyapısı, kontrollü alan yapısı ve havalimanı geçmişi, bu süreci hızlandırabilecek ciddi bir imkân sunuyor.
THY başta olmak üzere uçak şirketlerinin bakım ve onarım istasyonları Şakirpaşa’ya taşınabilir. Türk Hava Kuvvetleri’nin ilgili bakım, eğitim ve teknik birimleri burada konumlandırılabilir.
ASELSAN, TUSAŞ, Baykar, Roketsan, HAVELSAN, MKE, BMC, Otokar gibi savunma sanayinin lokomotif şirketlerine burada yer tahsis edilebilir.
Bu şirketlerin çevresinde Adana, Mersin, Osmaniye ve Hatay’daki KOBİ’ler tedarikçi olarak örgütlenebilir.
Tekstilci askerî kumaş üretebilir.
Ayakkabıcı askerî bot geliştirebilir.
Metalci zırhlı araç parçası ve mühimmat ekipmanı üretebilir.
Makineci hassas ekipman geliştirebilir.
Yazılımcı savunma teknolojilerine katkı sunabilir.
Elektronikçi sensör ve kontrol sistemleri üzerinde uzmanlaşabilir.
Gıda sektörü askerî lojistik ve dayanıklı gıda alanında yeni ürünler geliştirebilir.
Yani Çukurova’nın mevcut üretim hafızası, savunma sanayinin ihtiyaçlarıyla buluşturulabilir.
Bu sadece Adana’nın değil, bütün Doğu Akdeniz’in kaderini değiştirebilecek bir adımdır.
Çünkü savunma sanayi sıradan bir sektör değildir.
Yüksek katma değer üretir.
Nitelikli istihdam sağlar.
Üniversiteleri harekete geçirir.
Genç mühendisleri bölgede tutar.
KOBİ’leri teknolojiye zorlar.
İhracat kapasitesini artırır.
Bölgenin sanayi kimliğini bir üst lige taşır.
Bugün Türkiye’de savunma sanayi ekosistemini en doğru, en etkin ve en hızlı biçimde geliştirebilecek alanlardan biri Şakirpaşa Havalimanı’dır.
Bu fırsat heba edilmemelidir.
Siyasetçisiyle, meslek odalarıyla, milletvekilleriyle, yerel yönetimleriyle, üniversiteleriyle ve sanayicileriyle bütün bölge aynı hedefte buluşmalıdır.
Adana, Mersin, Osmaniye ve Hatay; savunma sanayinde ortak bir üretim havzası kurabilir.
Bunun için yeni bir şehir icat etmeye gerek yok.
Elde hazır bir alan var.
Hazır altyapı var.
Hazır sanayi kültürü var.
Hazır üretim kabiliyeti var.
Eksik olan tek şey ortak irade ve hızlı karardır.
Bir kez daha yazmış olayım:
Şakirpaşa Havalimanı, Doğu Akdeniz Savunma Sanayi Üssü olmalıdır.
Bu öneri sadece bir alan değerlendirme önerisi değildir.
Bu, Çukurova’nın yüksek teknolojiye, katma değerli üretime ve stratejik sanayiye geçiş çağrısıdır.
Zaman kaybetmeden harekete geçilmelidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: