Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yayımladığı Mayıs 2026 Kamu Borç Yönetimi Raporu, haziran ayının ilk haftasında ekonomi gündeminin dikkat çeken başlıklarından biri oldu. Rapor, manşet rakamların ötesinde önemli bir değişime işaret ediyor. Türkiye artık yalnızca “ne kadar borçlanıyorum?” sorusunu değil, “nasıl, hangi vadede ve hangi faiz yapısıyla borçlanıyorum?” sorusunu da daha güçlü biçimde tartışıyor.
Rapora göre 2026’nın ilk dört ayında 758,7 milyar TL bütçe açığı verildi. Toplam borç servisi ise 2,575 trilyon TL’ye ulaştı. Ancak asıl dikkat çekici tablo, iç borçlanmanın faiz yapısında ortaya çıkıyor. Hazine, yıl başından bu yana yaptığı TL borçlanmanın yarısından fazlasını değişken faizli ürünlerle gerçekleştirdi. Bu tabloya bakarak, Hazine’nin de dezenflasyona yatırım yaptığını ve faizlerin düşüşüne oynadığını söylemek mümkün.
Sabit faizden vazgeçiş
Raporun en çarpıcı verilerinden biri, sabit faizli borçlanmanın payındaki düşüş. 2025’in ilk dört ayında iç borçlanmanın yüzde 55,8’i sabit faizliyken, 2026’nın aynı döneminde bu oran yüzde 43,5’e geriledi. Değişken faizli borçlanmanın payı ise yüzde 56,5’e yükseldi.
Bu rakamların iki yönlü bir okuması var. Hazine, ilerleyen dönemde politika faizinin daha da düşeceğine oynuyor. Yatırımcı ise bugünün yüksek faiz ortamında uzun vadeli sabit faizli kâğıtlara mesafeli duruyor. Çünkü dezenflasyonun hızına henüz tam olarak ikna olmuş değil.
Bu nedenle iki tarafın ortak paydası değişken faizli kâğıtlarda oluşuyor. Kısa vadede maliyet avantajı sağlayabilecek bu tercih, faizlerin beklenenden uzun süre yüksek kalması halinde gelecek bir-iki yılın bütçesine ek yük getirebilir.
Borçlanmada vade uzamıyor, maliyet inmiyor
Raporun ikinci dikkat çekici başlığı vade tarafında. İç borçlanmanın ağırlıklı ortalama vadesi, 2026’nın ilk dört ayında 31 ay civarında kaldı. Bu, geçen yılki seyrin altında bir düzeye işaret ediyor. Yani Hazine, görece temkinli piyasa ortamında kısa vadeyi tercih etmek zorunda kalıyor.
Buna karşılık TL cinsi sabit faizli borçlanmanın ortalama maliyeti hâlâ yüzde 36 civarında. Politika faizinin yüzde 37 olduğu bir dönemde Hazine’nin maliyetinin politika faizine bu kadar yakın seyretmesi, vadeyi koruyabilmek için ödenen bedeli gösteriyor.
Bu tablonun en somut sonucu bütçe rakamlarında görülüyor. 2026’nın ilk dört ayında faiz harcamaları 1,133 trilyon TL’ye ulaştı ve toplam harcamaların yüzde 19’unu aştı. Başka bir ifadeyle, bütçedeki temel risk artık yalnızca harcamaların büyüklüğünden değil, faiz giderlerinin giderek artan yükünden kaynaklanıyor.
Dış cephede kademeli güven inşası
Raporun olumlu tarafı ise dış borçlanma cephesinde görülüyor. Hazine, 2026 içinde dört ayrı Eurobond ihracıyla yaklaşık 7,9 milyar dolar kaynak sağladı. 2031, 2033, 2034 ve 2038 vadeli ihraçlar, Türkiye’nin uluslararası piyasalarda yeniden uzun vadeli fon bulabildiğini gösteriyor.
Dış tahvil stokunun ortalama durasyonu da 2023’te görülen dip seviyelerin ardından yeniden uzamaya başladı. Durasyon, bir yatırımın ana parasını ve faizlerini geri almak için geçecek ağırlıklı ortalama süreyi ifade ediyor. Bu göstergedeki iyileşme, yatırımcının Türkiye riskini daha uzun vadeli fiyatlamaya başladığını ortaya koyuyor.
Gelişmekte Olan Piyasalar Tahvil Endeksi’nde de Türkiye’nin risk primi, gelişmekte olan ülkeler ortalamasına yakın seyrediyor. Ancak burada önemli bir nüans var. Bugünkü tablo, 2015-2018 dönemindeki güven düzeyinden hâlâ uzak. Bu nedenle mevcut durumu “tam normalleşme” değil, “kademeli güven inşası” olarak okumak daha doğru olur. Nitekim hafta içinde CDS priminin 251’den 238’e gerilemesi de bu yorumu destekliyor.
Enflasyon ve büyüme ne söylüyor?
Borç matematiğinin arka planında dezenflasyon süreci yavaş ama mekanik biçimde ilerliyor. Mayıs ayında TÜFE aylık yüzde 1,71, yıllık yüzde 32,61 olarak gerçekleşti. Yİ-ÜFE ise aylık yüzde 2,75, yıllık yüzde 28,93 arttı.
TÜFE’de yıllık bazda en yüksek artış yüzde 50,56 ile eğitim hizmetlerinde görüldü. Bu veri, hizmet enflasyonundaki yapışkanlığın devam ettiğini gösteriyor. Buna karşılık aylık bazda gıda ve alkolsüz içecekler grubu yüzde 0,48 ile küçük de olsa negatif bölgeye geçti.
TÜİK’in açıkladığı yılın ilk çeyreğine ilişkin GSYİH büyümesi yüzde 2,5 ile beklentilerin altında kaldı. Cari fiyatlarla GSYİH 17 trilyon TL olarak açıklandı. Büyümeye en güçlü katkı yüzde 9,5 ile bilgi ve iletişim sektöründen gelirken, sanayide binde 8, imalat sanayisinde ise yüzde 1,4 küçülme yaşandı. Bu tablo, reel sektördeki daralmanın sürdüğünü gösteriyor.
Dış ticaret açığı mayıs ayında yüzde 15,7 daralarak aylık bazda 5,6 milyar dolara geriledi. İşsizlik yüzde 8,2 seviyesinde seyrederken, geniş tanımlı işsizlik yüzde 30,1’e geriledi. Ancak bu oran hâlâ işgücü piyasasındaki kırılganlığın güçlü biçimde devam ettiğini gösteriyor.
Piyasa sakin, reel sektörde kanama sürüyor
Piyasalar cephesi ise haftayı karışık bir görünümle tamamladı. BIST 100 endeksi dolar bazında 297 seviyesinde yatay seyretti. CDS primi 238’e, iki yıllık tahvil faizi ise yüzde 39,72’ye geriledi.
Buna karşılık yabancı yatırımcı 26 Mayıs haftasında DİBS’te 135 milyon dolar, hissede ise 91 milyon dolar net satıcı oldu. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre hisse senedi yatırımcı sayısı bir hafta içinde 200 bin kişi azalarak 6,45 milyona indi.
KOBİ kredilerinde takipteki alacakların yıllık artışı yüzde 111’i aşarken, ticari kredilerdeki takipteki alacak artışı yüzde 82,8 seviyesine çıktı. Bayram ve resmî tatillerin etkisiyle aylık konkordato sayısı 295’e gerilese de icradaki dosya sayısı 25 milyonu geçti. Bu göstergeler, yapısal sorunların hâlâ güçlü biçimde devam ettiğini ortaya koyuyor.
Haftanın reel sektör açısından tek olumlu verisi ise döviz açık pozisyonunda görüldü. Reel sektörün döviz açığı mart ayında 6,4 milyar dolar azalarak 194,2 milyar dolara geriledi.
Sonuç: Borç yiğidin kamçısı mıdır?
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Mayıs 2026 Borç Yönetimi Raporu, Türkiye’nin borçlanma stratejisinde önemli bir değişime işaret ediyor. Hazine artık yalnızca daha fazla borçlanmanın değil, daha yönetilebilir, daha uzun vadeli ve daha çeşitlendirilmiş koşullarla borçlanmanın arayışında.
Bu tablo, Hazine yönetiminin dezenflasyon sürecine olan inancını da ortaya koyuyor. Dış cephedeki uzun vadeli Eurobond satışları ve durasyondaki kısmi iyileşme, uluslararası yatırımcının da bu hikâyeye belirli ölçüde inanmaya başladığını gösteriyor.
Ancak yapısal riskler hâlâ masada. 2026 yaz aylarında aylık 500 milyar TL’yi aşan iç borç geri ödemeleri, 2027 sonuna kadar 20 milyar doları bulan dış borç ödemeleri, faiz giderlerinin bütçedeki artan yükü, hane halkının dezenflasyon sürecine hâlâ tam ikna olmaması ve sanayideki daralma, dikkatle izlenmesi gereken başlıklar olarak öne çıkıyor.
“Borç yiğidin kamçısı mıdır?” bilinmez. Ancak Hazine bu kez kamçıyı daha dikkatli ve daha akıllıca tutmaya çalışıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: