Türkiye sanayisinin içinde bulunduğu durumu özetleyen veriyi İstanbul Sanayi Odası ile S&P Global önümüze koyuyor. Son rapora göre imalat sanayinde faaliyet gösteren yaklaşık 800 şirketten toplanan verilerle hazırlanan rapora göre, 10 ana sektörün dokuzu daralma bölgesinde.
Üretimden yeni siparişlere, yeni ihracat siparişlerinden bekleyen işlere ve istihdama kadar birçok göstergeyi içeren rapor, sanayinin içinde bulunduğu tabloyu çok net biçimde ortaya koyuyor.
Endekste 50 eşik değer kabul ediliyor. Bu seviyenin altı daralmaya, üstü ise büyümeye işaret ediyor.
On sektörden dokuzu eşik altında
Verilerin sektörel dağılımı, daralmanın artık geçici olmaktan çıkıp yapısal bir görünüm kazandığını söylüyor. Tekstil Ürünleri 44,8 puanla en sert daralan sektör olurken, onu Ağaç ve Kâğıt Ürünleri 45,7 ve Metalik Olmayan Mineral Ürünler 45,9 puanla izliyor. Ana Metal Sanayi 46,2, Makine ve Metal 47,9, Elektrikli ve Elektronik Ürünler 48,2, Kara ve Deniz Taşıtları 48,4, Kimyasal, Plastik ve Kauçuk Ürünler 49,2, Gıda Ürünleri ise 49,6 puanda bulunuyor. Bu sektörlerin tamamı aylardır eşik değerin altında.
Tek istisna, 51,2 puanla büyüme bölgesinde yer alan Giyim ve Deri Ürünleri sektörü. Tüm sektörlerin ortalaması 47,7, yeni siparişler ortalaması 45,8, yeni ihracat siparişleri ortalaması ise 47,8. Bu tablo, önümüzdeki aylarda da imalat sanayinde işlerin çok rahat olmayacağını gösteriyor.
PMI’da Avrupa’nın dibindeyiz
S&P Global’in nisan ayına ilişkin dünya imalat PMI verileri tabloyu daha da çarpıcı hâle getiriyor.
Türkiye imalat sanayisi, verisi yayımlanan 38 ülke içinde 45,7 puanla en sert daralan ülke konumunda.
Asya-Pasifik bölgesinde Tayvan 55,3, Japonya 55,1 ve Hindistan 54,7 puanla zirvede yer alıyor. ASEAN ortalaması da 50,7 ile büyüme bölgesinde. Amerika kıtasında ABD 54,5, Kanada 53,3 ve Brezilya 52,6 puanla güçlü bir görünüm sergiliyor. Yalnızca Meksika 47,7 puanla daralma tarafında bulunuyor. Avro Bölgesi ortalaması ise 52,2 puanla Türkiye’nin 6,5 puan üzerinde. İrlanda 54,9, Hollanda 54,4 ve Birleşik Krallık 53,7 puanla büyüme bölgesinde yer alırken; Polonya 48,8, Romanya 47,5 ve Türkiye 45,7 puanla Avrupa’nın en sert daralan ülkeleri arasında sıralanıyor. Bu tablo aslında, kur tarafında elde edilen istikrarın sanayide nasıl bir bedelle ödendiğini de ortaya koyuyor.
İhracat iklimi iyi, siparişler zayıf
Ortada ilginç bir paradoks var. İSO Türkiye İhracat İklimi Endeksi 50,3’e yükselerek eşik değerin üzerinde kalmayı sürdürdü. Türkiye’nin ihracat yaptığı pazarlardaki talep koşullarını gösteren bu endeks bize, “İhracat pazarlarında belirgin bir sorun yok,” diyor. Buna karşılık sektörel PMI verilerinde yeni ihracat siparişleri endeksi ortalaması 47,8’de kaldı. Yalnızca Giyim ve Deri Ürünleri 51,5, Kimyasal, Plastik ve Kauçuk Ürünler ise 50,7 puanla eşik değerin üzerine çıkabildi.
İki gösterge arasındaki fark bize şunu söylüyor: İhracat pazarlarında talep var, ancak Türk sanayisi bu talepten yeterince pay almakta zorlanıyor. TCMB’nin yayımladığı TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru endeksi mayıs ayında 105,55’e gerilese de Türk mallarının fiyat rekabeti üzerindeki baskının sürdüğünü gösteriyor. Yani sorun talepte değil, rekabette…
Faiz sabit, dünyanın tansiyonu değişiyor
TCMB Para Politikası Kurulu, politika faizini yüzde 37’de sabit tutarak sıkı duruşunu korudu.
Ağırlıklı ortalama fonlama faizi ise yüzde 40 seviyesinde. Yıllık bileşik net mevduat faizi yüzde 39,60’a gerilerken, yüzde 32,61’lik TÜFE ile arasındaki fark 6,99 puana indi. Türkiye faiz tarafında sabit dururken, küresel piyasalarda tansiyon yeniden değişiyor. Avrupa Merkez Bankası şahin bir tutuma yönelirken, 2026 yılı büyüme tahminini yüzde 0,8’e indirdi, enflasyon beklentisini ise yüzde 3’e yükseltti. ABD’de mayıs ayı çekirdek tüketici enflasyonunun aylık yüzde 0,2 ile beklentilerin altında kalması, Fed’in yıl içinde faiz indirimi yapabilmesi için hareket alanını bir miktar genişletti. Almanya’da aylık enflasyonun eksi yüzde 0,2 olarak gerçekleşmesi ise deflasyon sınırını gösterdi. Kısacası Türkiye sabit dururken, küresel piyasalar yeniden konumlanıyor.
Dış cephede çifte çıkış
Dış denge tarafı temkinli bir görünüm çiziyor. Nisan ayında cari açık aylık bazda 5,7 milyar dolar, 12 aylık toplamda ise 37 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aynı dönemde TCMB’nin döviz cinsinden net rezervi 15,5 milyar dolar azaldı. Cari açığın finansmanına doğrudan yatırımlar 2,9 milyar dolar, portföy yatırımları 11,7 milyar dolar, krediler ise 48,2 milyar dolar katkı sağladı. Net efektif ve mevduat kalemindeki 12,6 milyar dolarlık çıkış ise tabloyu olumsuz etkiledi.
Yabancı yatırımcılar 5 Haziran haftasında hisse senedinde 857 milyon dolar, Devlet İç Borçlanma Senetlerinde ise 85 milyon dolar net satıcıydı. Brent petrolün haftalık yüzde 6,19 düşüşle 86,79 dolara gerilemesi dezenflasyon sürecine destek verirken, küresel ham petrol stoklarına ilişkin göstergeler enerji kaynaklı risklerin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.
Piyasada kısa nefes, uzun soru
BIST 100 Endeksi hafta boyunca dolar bazında yüzde 2,2 yükselerek 301,31 dolara çıktı. Buna karşılık Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre yatırımcı sayısı bir haftada 16 bin 779 kişi daha geriledi. Türkiye’nin kredi risk primi 240,39 puandan 239,39 puana inerken, gösterge tahvil faizi de yüzde 38,92’ye düştü. Bu görünüm kısa vadeli bir toparlanmaya işaret ediyor. Ancak TÜİK’in finansal yatırım araçlarının yıllık reel getirilerine baktığımızda külçe altının yüzde 22,68 ile ilk sırada, BIST 100’ün ise yüzde 15,81 ile ikinci sırada yer alması, yatırımcı güveninin hâlâ tam anlamıyla yerleşmediğini gösteriyor. Bankacılık verileri de reel sektördeki baskının sürdüğünü ortaya koyuyor.
Takipteki alacaklar KOBİ kredilerinde yıllık yüzde 117,89, ticari kredilerde ise yüzde 83,65 arttı.
Başka bir ifadeyle piyasadaki fırtına henüz dinmiş değil.
Kaleler ayakta, ama ordu yoruluyor
Mayıs ayı İSO Türkiye Sektörel PMI verileri, imalat sanayisindeki daralmanın artık geçici bir dalgalanmanın ötesine geçtiğini gösteriyor. İhracat pazarlarında talep koşulları görece olumlu seyrederken, Türk sanayisinin yeni ihracat siparişlerinden yeterince pay alamaması, sorunun dış talepten çok rekabet gücü, maliyetler ve finansman koşullarından kaynaklandığını ortaya koyuyor.
Reel efektif döviz kuru da bu teşhisi destekliyor.
Sonuç açık:
Türkiye, küresel PMI sıralamasında imalat sanayisi en sert daralan ülkelerden biri. Buna karşılık enerji fiyatlarındaki gerileme, ABD’de çekirdek enflasyonun yumuşaması, cari açıktaki sınırlanma ve sıkı para politikası dezenflasyon sürecine belirli ölçüde destek veriyor. Ancak sanayinin yeniden nefes alabilmesi için yalnızca enflasyonun düşmesi yetmez. Verimlilik, enerji maliyetleri, finansmana erişim, teknoloji yatırımları ve ihracatta rekabet gücü ekseninde kalıcı çözümlere ihtiyaç var.
Atatürk’ün yaklaşımıyla her fabrika bir kaledir.
Kaleler bugün hâlâ ayakta…
Ama içlerinde üretim yapan ordu giderek yoruluyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: