Geçtiğimiz haftaya, İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın 17 Haziran’da açıkladığı 2025 yılı İSO 500 raporu damgasını vurdu.
Manşet rakamlar parlak: Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşunun üretimden satışları nominal olarak yüzde 28 arttı. Faaliyet kârı yüzde 57,1’lik yükselişle 641 milyar liradan 1 trilyon liraya çıktı. İhracat ise yüzde 8,4 artarak 104,7 milyar dolara ulaştı.
Ancak manşetlerin altına inildiğinde tablo değişiyor. Yİ-ÜFE’den arındırılmış reel büyüme yalnızca yüzde 2,1’de kaldı. Daha önemlisi, faaliyet kârının yüzde 84,9’u finansman giderlerine ayrılmak zorunda kaldı.
Başka bir ifadeyle Türkiye’nin sanayi devleri bir yıl boyunca üretti, sattı, ihracat yaptı; ancak kazandıklarının neredeyse tamamını finansman maliyetlerine verdi.
Nominal büyüme, reel durgunluk
Reel büyümenin yüzde 2,1’de kalması küçük bir teknik ayrıntı değil, uzun süredir devam eden yapısal bir sorunun yansımasıdır. Sanayi üretimi 2025’te yüzde 2,9 büyüyerek genel ekonominin yüzde 3,6’lık büyümesinin gerisinde kalırken, İSO Türkiye İmalat PMI da yıl boyunca 50 eşik değerinin altında seyretti.
Faaliyet kârlılığı yüzde 6,2’den yüzde 7,7’ye yükselse de 2015-2024 döneminin yüzde 10,4’lük ortalamasının oldukça altında kaldı.
Faaliyet giderlerinin net satışlara oranı yüzde 8,6’ya, finansman giderlerinin payı ise yüzde 6,6’ya çıktı. Dönem kârının net satışlara oranı yüzde 3,4 olarak gerçekleşirken, FAVÖK’ün net satışlara oranı yüzde 13,9’a yükseldi.
Bütün bu göstergelere rağmen 152 firmanın vergi öncesi zarar açıklaması, iyileşmenin tabana yayılmadığını ortaya koyuyor.
Finansman ateşi yanmaya devam ediyor
Raporun en çarpıcı verisi, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranının yüzde 84,9’a ulaşmasıdır. Yani sanayi şirketleri üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kârın yüzde 85’ini bankalara, tahvil sahiplerine ve diğer alacaklılara finansman gideri olarak ödüyor. Yatırıma, AR-GE’ye, teknolojiye, kapasite artışına ve çalışanların koşullarını iyileştirmeye ise yalnızca yüzde 15 kalıyor.
Bu tablo, sıkı para politikasının ve dezenflasyon sürecinin reel sektöre çıkardığı ağır faturayı gösteriyor. Faiz, ülke bütçesi için olduğu kadar şirket bilançoları için de temel gündem maddesi hâline gelmiş durumda. Bu sürecin uzaması hâlinde yatırım kararlarındaki erteleme zinciri, Türkiye’nin orta vadeli üretim kapasitesini de olumsuz etkileyecektir.
Borçlar artıyor, özkaynaklar eriyor
Bilançoların yapısı, finansman baskısının nasıl kalıcı hâle geldiğini açıkça gösteriyor.
2025’te İSO 500 firmalarının toplam borçları yüzde 30,8 artarken, özkaynakları yalnızca yüzde 15,8 büyüdü. Bilanço içindeki borç-özkaynak dengesi yüzde 50,9’a karşı yüzde 49,1 olarak gerçekleşti. Böylece özkaynakların payı ilk kez yarının altına geriledi.
Mali borçların toplam borçlar içindeki payı yüzde 51,79’a, kısa vadeli mali borçların mali borçlar içindeki payı ise yüzde 49,5’e yükseldi.
Şirketler bir yandan mevcut borçlarını çevirmeye çalışırken, diğer yandan faaliyetlerini sürdürebilmek için daha fazla borçlanıyor.
Devreden KDV tutarının 84,7 milyar liradan 120,3 milyar liraya yükselmesi de şirketlerin işletme sermayelerinin önemli bir bölümünü faizsiz biçimde devlete kullandırmaya devam ettiğini gösteriyor.
Parlayan iki yıldız: AR-GE ve savunma
Raporun olumlu tarafında ise AR-GE ve savunma sanayisi bulunuyor.
İSO 500 şirketlerinin AR-GE harcamaları yüzde 31,36 arttı. AR-GE harcamalarının üretimden satışlar içindeki payı yüzde 0,72 ile tarihî zirveye ulaşırken, AR-GE yapan şirket sayısı 273’e yükseldi.
Savunma sanayisinin önde gelen kuruluşları TUSAŞ ve ASELSAN da 2025 listesinde ilk kez ilk 10’a girdi. TÜPRAŞ liderliğini korurken, Ford Otomotiv ve Star Rafineri ilk üç sırada yer aldı. İSO 500 firmalarının ihracatı yüzde 8,4 artarak 104,7 milyar dolara ulaşırken, Türkiye’nin toplam ihracatı içindeki payı yüzde 38,3 olarak gerçekleşti. İSO 500’ün Türkiye’nin sanayi ihracatı içindeki payı da 1,4 puan artarak yüzde 39,7’ye yükseldi. Bu sonuçlar, büyük sanayi kuruluşlarının dış pazarlardaki dayanıklılığını ve rekabet gücünü büyük ölçüde koruduğunu gösteriyor.
İstihdam daraldı, ücretler yükseldi
İSO 500’de toplam istihdam yüzde 2,5 azalırken, çalışan başına ödenen ücretler yüzde 42,9 artarak enflasyonun üzerine çıktı.
Üreten kesim küçülürken, kalan iş gücünün maliyeti yükseldi. Bu durum hem otomasyona yönelişin hem de nitelikli iş gücü rekabetinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
İSO 500’de halka açık şirket sayısı 91 ile tarihî zirveye ulaşırken, yabancı sermayeli kuruluş sayısı 124’ten 118’e geriledi. Finansmana erişmekte zorlanan yerli şirketlerin sermaye piyasalarına yönelme eğilimi sürerken, yabancı yatırımcıların doğrudan yatırım iştahının zayıfladığı görülüyor.
Bölgesel dağılımda ise Adana ve Mersin'in yer aldığı TR62 Bölgesi, 25 firmayla Anadolu sanayisi içindeki ağırlığını korudu.
Rezerv zayıf, konutta reel düşüş
Haftanın diğer ekonomik verilerine baktığımızda, TCMB’nin brüt rezervlerinin 152,1 milyar dolara, swap hariç net rezervlerinin ise 25,1 milyar dolara gerilediğini görüyoruz. Böylece swap hariç net rezervler Haziran 2025’ten bu yana en düşük seviyesine indi.
Buna karşılık yabancı yatırımcı, 12 Haziran haftasında devlet iç borçlanma senetlerinde 485 milyon dolarlık net alım yaptı; hisse senedi piyasasında ise 118 milyon dolarlık net satış gerçekleştirdi.
Türkiye’nin risk primi 218 baz puana gerilerken, BIST 100 Endeksi 14 bin 734 puana yükseldi. TCMB Konut Fiyat Endeksi’ne göre konut fiyatları yıllık bazda nominal olarak yüzde 24,5 artmasına rağmen reel olarak yüzde 6,1 geriledi.
Mayıs ayında konut satışları, bayram tatilinin de etkisiyle bir önceki aya göre yüzde 31,2 azalarak 93 bin adede indi. Nisan ayında inşaat maliyetleri yüzde 28,6, konut fiyatları ise yüzde 26,6 arttı.Fiyatlarla maliyetler arasındaki bu makas, reel sektörü konut piyasasında da sıkıştırıyor.
Sonuç: Piyasanın ve sanayinin ortak çıkmazı
İSO 500 raporu, Türkiye’nin orta vadede karşı karşıya bulunduğu en sessiz ancak en kalıcı risklerden birini özetliyor. Dezenflasyon programı kâğıt üzerinde ilerliyor görünse de bunun bedelini sanayici ve piyasalar yüksek faiz, artan borçluluk ve eriyen özkaynaklarla ödüyor. Faaliyet kârının yüzde 85’ini finansman giderlerine ayıran sanayici, diğer taraftan 120 milyar lirayı aşan devreden KDV alacağıyla devleti faizsiz olarak fonlamaya devam ediyor.
Daralan kredi piyasası, artan borç yükü ve zayıflayan özkaynaklar nedeniyle yatırımlar için kalan alan giderek daralıyor. AR-GE harcamalarındaki tarihî zirve, savunma sanayisinin yükselişi ve ihracattaki direnç bu sıkışmayı bir ölçüde hafifletiyor. Ancak bütün bu olumlu göstergeler, temel sorunu ortadan kaldırmaya yetmiyor.
Türkiye sanayisi üretmeye devam ediyor; fakat üretimden doğan kazanç, yeni yatırımlara dönüşmeden finansman ateşinde eriyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: