Haziran ayının son haftasında TÜSİAD tarafından yayımlanan Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi’nin 2026 yılı birinci çeyrek verileri, çarpıcı bir gerçeği bir kez daha ortaya koydu: Türkiye’nin ihracatçı imalat sanayisi rekabet gücünü kaybediyor.
TÜSİAD-RGE, Türkiye’nin ihracatçı imalat sanayisinin uluslararası rekabet gücünü üretim maliyetleri açısından değerlendirmek amacıyla hazırlanıyor. On ana sektörü kapsayan endeks, 2017 baz yılı esas alınarak hesaplanıyor. Endeksin 100’ün üzerinde olması Türkiye’nin rakip ülkelere karşı maliyet avantajı taşıdığını, 100’ün altında kalması ise rekabet gücünün zayıfladığını gösteriyor.
Endeks, yılın ilk çeyreğinde bir önceki döneme göre yüzde 1,7 azalarak 88,8’den 87,2’ye geriledi. Böylece 2017 baz yılının 12,8 puan altında kaldı. İncelenen 10 ihracatçı sektörün dokuzunda rekabet kaybı yaşanırken yalnızca ana metal sanayi, ölçek ve enerji maliyetlerindeki avantajıyla pozitif ayrıştı.
Geçen hafta yayımlanan İSO 500 raporu, sanayi kuruluşlarının finansman giderlerinin faaliyet kârının yüzde 85’ini tükettiğini ortaya koymuştu. Bu hafta TÜSİAD’ın raporu, “Sorun yalnızca finansman değil, üretim maliyetlerine de bakın,” diyor.
Rakamlar basit ama son derece çarpıcı: ABD doları bazında Türkiye’deki iş gücü maliyeti üç aylık dönemde yüzde 8,5 artarken rakip ülkelerdeki artış yüzde 2,1’de kaldı. Başka bir ifadeyle Türkiye’nin iş gücü maliyeti, rakiplerinden dört kat daha hızlı yükseldi.
Makas açılıyor
Diğer maliyet kalemleri incelendiğinde rekabet kaybının kaynağı daha da belirginleşiyor.
Türkiye’de ara malı maliyetleri yüzde 3,4 artarken rakip ülkelerdeki yükseliş yüzde 1,8’de kaldı. Finansman maliyetleri Türkiye’de yüzde 0,2 yükselirken rakip ülkelerde yüzde 1,6 geriledi.
Tek olumlu gelişme enerji cephesinde yaşandı. Türkiye’de enerji maliyetleri yüzde 6 gerilerken rakip ülkelerde yüzde 1,1 arttı. Ancak TÜSİAD, yılın ikinci çeyreğinde küresel enerji fiyatlarında yaşanan yükselişin hem Türkiye’ye hem de rakip ülkelere yansıyacağı uyarısında bulunuyor.
Dolayısıyla enerji maliyetlerindeki geçici avantaj, iş gücü, ara malı ve finansman maliyetlerindeki hızlı artışı telafi etmeye yetmiyor.
On sektörden dokuzu kan kaybediyor
Sektörel veriler, sorunun boyutunu daha açık biçimde ortaya koyuyor.
En sert gerileme gıda sektöründe yaşandı. Gıda sektörünün endeksi yüzde 4,2 düşerek 84,9’dan 81,3’e indi. Gıdayı yüzde 3,7 ile kimya, yüzde 2,6 ile kauçuk ve plastik, yüzde 2,3 ile elektrikli teçhizat ve motorlu kara taşıtları sektörleri izledi.
Tekstil sektöründe işçilik maliyetleri rakip ülkelerin neredeyse üç katı hızla yükseldi. Bu tablo, Türkiye’nin emek yoğun sektörlerde uzun yıllar sahip olduğu maliyet avantajının tersine dönmeye başladığını gösteriyor.
Tek istisna ana metal sanayi oldu. Sektörün endeksi 91,5’ten 93’e yükselerek son iki yıldaki istikrarlı iyileşmesini sürdürdü.
Sorun yalnızca kur değil
Raporun en dikkat çekici tespiti, önümüzdeki dönemde sanayinin rekabet gücünü belirleyecek temel unsurun döviz kurundan çok verimlilik artışı, teknoloji yatırımları, enerji verimliliği ve yüksek katma değerli üretim olacağı yönünde.
Türk sanayicisi uzun yıllardır rekabet gücü kaybını düşük kur politikasına bağlıyor. Ancak TÜSİAD’ın çalışması, sorunun artık yalnızca döviz kuruyla açıklanamayacağını ortaya koyuyor.
Bu hafta sepet kurun yıllık artışı yüzde 15,88’e gerilerken Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru altı yılın zirvesine yakın seyrediyor. Başka bir ifadeyle Türk lirasındaki göreli değerlenme sürüyor.
Ancak sanayinin temel ihtiyacı yalnızca daha yüksek bir döviz kuru değil; üretim yapısını dönüştürecek kapsamlı bir verimlilik hamlesi.
Savunma sanayi parlayan istisna
Bu karanlık tablonun içinde sevindirici gelişmeler de var.
Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre mayıs ayı itibarıyla yıllıklandırılmış savunma ve havacılık ihracatı 10,9 milyar dolara ulaştı. Türkiye’nin büyük savunma sanayisi şirketleri artık dünyanın ilk 100 şirketi arasında yer alıyor.
Ana metal sanayisinin TÜSİAD endeksinde pozitif ayrışan tek sektör olması da teknolojiye, ölçeğe ve yüksek katma değerli üretime dayanan modelin sanayinin geri kalanı açısından yol gösterici olabileceğini ortaya koyuyor.
Ancak savunma sanayisi ile ana metal sektöründeki başarının ekonominin geneline yayılması için ölçek, süreklilik, teknoloji yatırımı ve nitelikli insan kaynağı gerekiyor.
Bu gerçeği de göz ardı etmemek lazım.
Para politikası tutarlı, ancak yaprak kıpırdamıyor
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası cephesinde haftanın bilançosu olumlu.
Brüt rezervler 157,2 milyar dolara, swap hariç net rezervler ise 34,6 milyar dolara yükseldi. Yabancı yatırımcılar 19 Haziran haftasında devlet iç borçlanma senetlerinde 343 milyon dolar, hisse senetlerinde ise 466 milyon dolarlık net alım gerçekleştirdi.
Yabancı yatırımcıların swap stoku da bu hafta 6,8 milyar dolar artarak 56,6 milyar dolara ulaştı. Anlayacağınız, carry trade iştahı sürüyor.
İki yıllık tahvil faizi yüzde 37,04 seviyesine, Türkiye’nin risk primi ise 220 baz puana yerleşti. Ağırlıklı ortalama fonlama faizi yüzde 40, reel faiz ise yüzde 6,96 düzeyinde bulunuyor. Bu veriler, sıkı para politikasının çalışmaya devam ettiğini gösteriyor.
Hane halkının 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi yüzde 46,13’e gerilese de hâlâ oldukça yüksek. Yine de ilk kez piyasa ile hane halkının enflasyon beklentilerinin aynı yönde hareket etmesi dikkat çekici.
Finansal göstergelerde iyileşme var, ancak üretim, yatırım ve iç talep tarafında henüz belirgin bir canlanma görülmüyor.
BIST 100 düştü, Brent daha fazla geriledi
Piyasa verileri bu hafta karışık bir görünüm sergiledi.
BIST 100 Endeksi dolar bazında yüzde 3,84 değer kaybederek 306 seviyesine geriledi. Bu düşüş, küresel risk iştahındaki zayıflamadan çok yurt içi yatırımcının piyasadan uzaklaşmasından kaynaklandı. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre 27 Haziran haftasında borsadaki yatırımcı sayısı 6,41 milyona geriledi.
ABD ile İran arasındaki anlaşmanın ardından Brent petrolün varil fiyatı haftalık bazda yüzde 6,74 düşerek 73,61 dolara indi. Petrol fiyatlarındaki bu gerileme, hem dezenflasyon programına hem de bütçe dengelerine katkı sağlayabilecek olumlu bir gelişme.
ABD’de gıda ve enerji fiyatlarının hariç tutulduğu çekirdek kişisel tüketim harcamaları enflasyonu yıllık yüzde 3,4 ile katılığını korudu. ABD Merkez Bankası da 2026 yılı enflasyon tahminini yüzde 3,6’ya yükseltti.
Dolayısıyla küresel cephede de hızlı ve sorunsuz bir dezenflasyon süreci beklenmiyor.
Türkiye’de ise bankaların KOBİ’lerden takipteki alacakları yıllık yüzde 115,81 artarak üç haneli yükselişini sürdürdü. Bu veri, sıkı para politikasının reel sektör üzerindeki baskısının giderek ağırlaştığını gösteriyor.
Çözüm akılda ve bilimde
TÜSİAD’ın Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi, sanayicinin yıllardır dile getirdiği düşük kur şikâyetinin çok daha ötesinde, yapısal bir soruna işaret ediyor.
Türkiye’de üretim maliyetleri rakip ülkelere göre daha hızlı yükseliyor. Genel endeksin 88,8’den 87,2’ye gerilemesi, maliyet baskısının belirli sektörlerle sınırlı kalmadığını, sanayinin geneline yayıldığını ortaya koyuyor.
Kur artışı, sanayiciye kısa süreli bir nefes aldırabilir. Ancak iş gücü verimliliği yükselmez, teknoloji yatırımları hızlanmaz, enerji verimliliği sağlanmaz ve yüksek katma değerli üretime geçilmezse kurdaki her avantaj kısa sürede yeni maliyet artışlarıyla ortadan kalkar.
Türkiye’nin sanayide rekabet gücünü yeniden kazanmasının yolu daha ucuz emekten ya da sürekli yükselen döviz kurundan geçmiyor.
Çözüm; akla ve bilime dayalı üretimden, verimlilikten, teknolojiden ve katma değerden geçiyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: