TCMB Başkanı Dr. Fatih Karahan’ın geçtiğimiz hafta yaptığı 2026-II Enflasyon Raporu sunumu, dezenflasyon programı açısından ilk büyük “ön kabul” anı olarak okunabilir. Merkez Bankası, üç yıllık enflasyon patikasını bir bütün halinde yukarı taşıdı. Ancak bunu yaparken yalnızca rakamları değil, kendi rolünü de yeniden tanımladı.
Verilen mesajın özü şu: Dezenflasyon yolundayız; fakat varış zamanı artık yalnızca bizim irademize değil, dünyanın enerji ve jeopolitik aritmetiğine de bağlı.
Bir merkez bankası açısından bu, “Elimde olan duruşu koruyacağım, elimde olmayan konuda söz vermeyeceğim” anlamına gelir. Yıllık enflasyonun hâlâ otuzlu seviyelerde seyrettiği, hane halkı ile piyasa katılımcılarının aynı tablodan bambaşka sonuçlar çıkardığı bir ekonomide, bu sunum daha da önemli hale geliyor.
Hangi sabır, hangi bekleyiş?
Enflasyon patikasının yukarı çekilmesi ilk bakışta kötü haber gibi görünüyor. Ancak daha dikkatli bakıldığında, politika tarafında belirgin bir tutarlılık dikkat çekiyor.
TCMB, “enflasyonu hızla düşüreceğim” söyleminden, “patikayı sabırla koruyacağım” söylemine geçmiş durumda. Bunun anlamı, faiz indirim döngüsünün kontrollü ilerleyeceği ve TL’deki reel değerlenmenin önümüzdeki çeyreklerde de korunacağıdır.
Politika faizinin sabit tutulması, repo ihalelerine ara verilerek likiditenin sıkılaştırılması, dezenflasyona giden yolda artık “hız” yerine “ısrarın” tercih edildiğini gösteriyor.
Bu, kısa vadede acı bir ilaç gibi görünse de orta vadede güven tesisine yönelik bir duruş olarak okunabilir.
Beklentilerdeki üçlü makas
Sunumun en çarpıcı verilerinden biri, hane halkının 12 ay sonrası enflasyon beklentisinin hâlâ yüzde 50’nin üzerinde seyretmesi.
Piyasa katılımcılarının, yani finansal kesimin beklentisi ise hane halkının yaklaşık üçte biri düzeyinde. Aradaki fark, dezenflasyon programının yalnızca teknik tarafında değil, iletişim tarafında da ciddi bir sınav verdiğini gösteriyor.
Vatandaş kendi alışveriş torbasına bakıyor. O torba ise henüz teselli vermiyor.
Bu nedenle enflasyon patikasının nihai başarısı, yalnızca istatistiklerle değil, üçüncü gözün yani vatandaşın ikna olmasıyla ölçülecek. Çünkü programın en kırılgan yeri kâğıtta değil, market raflarında duruyor.
Cari açıkta tablo net
Cari açık tarafına baktığımızda, yıllık birikimli açığın 40 milyar dolar sınırına dayandığını görüyoruz. Aylık bazda ise 9,7 milyar dolarlık ciddi bir artış söz konusu.
Ancak bu tablonun arkasında iki ayrı okuma var.
Birincisi, ihracat tarafındaki direnç… Özellikle savunma sanayii ve hizmet ihracatındaki güçlü performans cari dengeye gerçek anlamda katkı sağlıyor.
İkincisi ise daha görünmez bir tabloya işaret ediyor. Tüketim malları ithalatındaki daralma, hane halkı üzerindeki gelir baskısının dolaylı bir göstergesi. Diğer yandan sanayi üretimindeki daralma da cari açıktaki görünümü etkileyen önemli başlıklardan biri.
Yani açığın daha da büyümemesinin bir kısmı kazanılmış başarı, bir kısmı ise içerideki yorgunluğun sonucu.
İhracatın desteği önemli. Ancak imalat sanayindeki gerilemenin sürdüğü düşünüldüğünde, bu desteğin ne kadar devam edeceği de ciddi bir soru işareti olarak önümüzde duruyor.
Konutta tuhaf denklem
Konut piyasası bu hafta Türkiye ekonomisinin tipik paradokslarından birini daha sergiledi.
İpotekli satışların payı yükseliyor, krediler büyüyor; buna karşın konut fiyatları inşaat maliyetlerinin gerisinde kalmaya devam ediyor.
Aynı piyasa, üç farklı aktör için üç farklı gerçeklik üretiyor. Müteahhit açısından daralan marjlar, alıcı açısından reel olarak görece ucuzlayan piyasa, banka açısından ise genişleyen ipotek portföyü…
Bu denklem, yapısal bir probleme işaret ediyor. Hem maliyet hem talep aynı anda yüksek kalıyor.
Faiz indirim döngüsünün ipotekli satışları yukarı taşıması kuvvetle muhtemel. Ancak gerçek toparlanmanın yalnızca kredi tarafıyla değil, inşaat maliyetlerinde yaşanacak gerilemeyle mümkün olacağı unutulmamalı.
Yıllık şampiyon altın, mesajı net
TÜİK’in açıkladığı “Finansal yatırım araçlarının reel getirileri” tablosunda nisan ayının yıllık şampiyonu, yüzde 28,41 reel getiriyle külçe altın oldu.
Bu, sıradan bir yatırım aracı sıralamasından çok daha fazlasını anlatıyor.
Bir ekonomide hisse senedinin, mevduatın ve devlet tahvilinin altının açık ara gerisinde kalması, yatırımcının dezenflasyon hikâyesine inanmaktan çok, temkinli durmayı tercih ettiğini gösterir.
Altın, Türk yatırımcısının tarihten gelen refleksidir. Belirsizlik artarsa tasarruf sarı madene döner.
Bu hafta yabancı yatırımcı 336 milyon dolarla piyasaya geri dönerken, yurt içi yatırımcının ihtiyatını koruması da aynı tabloyu farklı bir açıdan doğruluyor. Yabancı, dış riskleri fiyatlayıp Türkiye’nin reel getiri çekiciliğine, yerli yatırımcı ise çarşıya, pazara, mutfağa bakıyor.
Kredide coşku, takipte yapısal tırmanış
Bankacılık tarafında manşetler rekor kârlara işaret ederken, asıl hikâye takipteki alacaklarda saklı.
KOBİ kredilerinde takipteki alacakların yıllık artışı yüzde 113 puanı çoktan aşmış durumda. Bu tablo, sıradan bir kredi kalitesi sorunundan öte, reel sektörün nakit akışındaki ciddi bozulmaya işaret ediyor.
Faizler indi, krediler büyüdü. Ancak bu büyümenin önemli bir bölümü yeni yatırım için değil, eski borcun çevrilmesi için kullanılıyor.
Devlet bütçesi tarafında ise sınırlı bir iyileşme var. Faiz giderlerinin bütçe içindeki payı binde 2 oranında gerileyerek yüzde 15,2’ye indi. Bu, faiz indirim döngüsünün kamu finansmanına olumlu yansımasının ilk yumuşak işareti olarak okunabilir.
Buna rağmen aylık bütçe açığı 338,7 milyar TL’ye, yıllık açık ise 1,672 trilyon TL’ye ulaşmış durumda.
Sonuç: Defteri artık yalnız TCMB tutmuyor
TCMB’nin bu haftaki mesajı sade ama derin: Dezenflasyon süreci devam ediyor; ancak varış zamanı artık savaşın seyrine, enerjinin fiyatına ve tedarik zincirlerinin kalibrasyonuna da bağlı.
Bu durum, içerideki para politikası disiplininin değerini azaltmıyor. Tam tersine, “kontrol edemediklerim için söz vermem, kontrol ettiklerimi de gevşetmem” duruşunu güçlendiriyor.
Ancak hane halkındaki yüksek enflasyon beklentisi, KOBİ takiplerindeki tırmanış ve külçe altının yıllık getirideki açık ara üstünlüğü, programın iç taraftaki kırılganlıklarını hatırlatıyor.
Atalarımızın dediği gibi, evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor.
TCMB hesabını doğru yaptığını düşünüyor olabilir. Fakat bu kez çarşının da elinde kalem var. Defteri artık yalnız Merkez Bankası tutmuyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: