Mayıs’ın ikinci haftası, Türkiye ekonomisinin iki yüzünü aynı kareye sığdırdı. Bir yanda TL’nin TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru 106,30’a, ÜFE bazlı reel efektif döviz kuru ise 102,16’ya yükselerek altı yılın zirvesine ulaşması vardı. Brent petrol haftalık yüzde 6,36 düşüşle 100,24 dolara gerilerken, BIST 100 dolar bazında yüzde 3,4 yükseldi; CDS primi de 234’ten 227 baz puana indi.
Diğer yanda ise üretim cephesinde zayıflayan bir tablo çıktı karşımıza. İmalat PMI endeksi Nisan’da 45,7’ye gerilerken, sanayi üretimi yıllık yüzde 1,1, yüksek teknoloji ürünleri imalatı ise yüzde 11,8 azaldı. Aylık TÜFE yüzde 4,18, yıllık TÜFE yüzde 32,37 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Bir hafta önce alıcı konumda olan yabancı yatırımcı, bu hafta DİBS’te 231 milyon dolar, hisse senedinde 228 milyon dolarlık net satışa döndü.
Kısacası, değer kazanan TL ile direnç kaybeden üretim aynı haftada karşı karşıya geldi.
Reel kurda altı yılın zirvesi
TCMB’nin yayımladığı Reel Efektif Döviz Kuru verilerine göre Nisan’da hem TÜFE bazlı seri 106,30’a hem de ÜFE bazlı seri 102,16’ya yükseldi. Böylece TL, reel olarak 2020 öncesi seviyelere geri döndü.
Bu tablo, dezenflasyon programı açısından önemli bir başarı sinyali olarak okunabilir. Ancak küresel rekabette zaten zorlanan ihracatçı açısından baskının arttığını da gösteriyor. Sepet kurun yıllık artışı yüzde 19,20 ile çift haneli enflasyonun oldukça gerisinde kalırken, USD/TRY haftayı 45,33’te, EUR/TRY ise 53,47’de tamamladı.
2027’nin ilk çeyreği için dolarda forward kur 61,00 TL’yi işaret etse de medyan piyasa beklentisi 51,00 TL düzeyinde. Bu da piyasanın TL’deki reel değerlenmenin süreceğini fiyatladığını gösteriyor.
Üretimde daralma derinleşti
Reel sektör cephesinde tablo ters yönde ilerliyor. İSO ve S&P Global tarafından hazırlanan ve sanayinin gidişatına ilişkin öncü gösterge kabul edilen Nisan ayı İmalat PMI endeksi 45,7’ye geriledi. Sekiz aydır 50 eşik değerinin altında seyreden endeks, daralmanın artık geçici olmaktan çıkıp yapısal bir nitelik kazandığını gösteriyor.
TÜİK verilerine göre Mart ayında sanayi üretimi yıllık yüzde 1,1, aylık yüzde 0,3, çeyreklik bazda ise yüzde 1,3 azaldı. Asıl dikkat çekici veri ise yüksek teknoloji ürünleri imalatındaki yıllık yüzde 11,8’lik düşüş oldu. Sermaye malları üretiminin de yüzde 4,4 gerilemesi, katma değerli sanayi üretiminde ciddi bir zayıflamaya işaret ediyor.
İhracat yaptığımız pazarlardaki talebi gösteren İhracat İklimi Endeksi 50,2’ye inse de hâlâ eşik değerin üzerinde bulunuyor. İŞKUR tarafında ise kayıtlı işsiz sayısı 2,5 milyona geriledi. Yani istihdamda yatay, üretimde ise aşağı yönlü bir görünüm söz konusu.
Enflasyon beklentiyi yine aştı
Nisan ayında TÜFE aylık yüzde 4,18, yıllık yüzde 32,37 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Piyasa beklentisi aylık yüzde 3,28, yıllık yüzde 31,25 düzeyindeydi. Yİ-ÜFE ise aylık yüzde 3,17, yıllık yüzde 28,59 artış gösterdi.
TÜFE’de yıllık bazda en yüksek artış yüzde 50,60 ile eğitim hizmetlerinde yaşandı. Bunu yüzde 46,60 ile konut, elektrik ve su grubu; yüzde 35,06 ile ulaştırma izledi. Aylık bazda en sert yükseliş ise yüzde 8,94 ile giyim ve ayakkabı grubunda görüldü.
Enflasyon sepetindeki kalemlerin detayına bakıldığında, meyve ve sebzedeki yıllık yüzde 135,88’lik artış dikkat çekiyor. Yumurta ise yüzde 22,59 düşüşle en zayıf seyreden kalem oldu. Öte yandan TÜİK’in açıkladığı yurt içi gıda fiyat endeksinin yüzde 34,8 artmasına karşın, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun açıkladığı Küresel Gıda Endeksi’nin yalnızca yüzde 2,0 artması, Türkiye’deki gıda enflasyonunun ayrışmasını çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.
Küresel servette Türkiye 19. sırada
İngiliz Knight Frank’ın açıkladığı 2026 Küresel Servet Raporu, küresel zenginliğin yeni haritasını ortaya koydu. Rapora göre dünyada net serveti 30 milyon doları aşan “ultra zengin” sayısı 713 bine, dolar milyarderi sayısı ise 3 bin 110’a ulaştı. Son beş yılda dünyada her gün ortalama 89 yeni ultra zengin ortaya çıktı.
Türkiye, 35 milyarderle dolar milyarderleri liginde 19. sırada yer aldı. 2031’de yüzde 31’lik artışla Türkiye’deki dolar milyarderi sayısının 46’ya yükselmesi bekleniyor.
Net serveti 30 milyon doları aşan ultra zenginler tarafında ise Türkiye’deki kişi sayısı 2021’de 2 bin 174 iken, yüzde 93,56 artışla 4 bin 208’e çıktı. Küresel servet yoğunlaşması hızlanırken Türkiye, hâlâ güçlü bir çekim alanı olmayı sürdürüyor.
Yabancı satışa döndü, BIST rallisi korundu
Sermaye hareketlerinde ibre yeniden terse döndü. 30 Nisan haftasında yabancı yatırımcı DİBS’te 231 milyon dolar, hisse senedinde ise 228 milyon dolar net satış yaptı. Oysa bir hafta önce yabancılar hisse senedinde 328 milyon dolar, DİBS’te 158 milyon dolar net alıcı konumundaydı.
TCMB brüt rezervleri 165,5 milyar dolara, swap hariç net rezervler ise 36,3 milyar dolara geriledi. Döviz mevduatı haftalık bazda 2,38 milyar dolar azaldı.
Buna karşın BIST 100 TL bazında yüzde 3,8, dolar bazında ise yüzde 3,4 yükseldi. CDS primi 227 baz puana, Türkiye 2 yıllık tahvil faizi ise yüzde 37,19’a indi. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre 9 Mayıs haftasında hisse senedi yatırımcı sayısı 6,40 milyon kişiye gerilerken, yatırım miktarı 23,51 trilyon TL’ye çıktı.
Konkordato ve takipte tırmanış
Reel kesimdeki stres, mahkeme ve banka verilerinde de kendini gösteriyor. Nisan 2026’da toplam konkordato sayısı 422’ye, son 12 aylık birikimli sayı ise 4 bin 901’e ulaştı. En çok başvuru İstanbul ve Ankara’dan gelirken, sektörel bazda 538 başvuru ile inşaat, 407 başvuru ile tekstil öne çıktı.
Karşılıksız çek tutarı yıllık yüzde 25,98 gerilese de icra dosya sayısı yüzde 6,18 artışla 24,75 milyona çıktı. Bankacılık tarafında KOBİ takipteki alacakları yıllık yüzde 116,54, ticari takipler yüzde 85,19, kredi kartı takipleri ise yüzde 83,25 büyüdü. Aynı dönemde kredi büyümesi sırasıyla yüzde 46,50, yüzde 36,84 ve yüzde 49,75 oldu.
Yani kredi musluğu açık; ancak geri ödeme kapasitesi giderek zayıflıyor.
Sonuç: Ayrışmanın maliyeti
Mayıs’ın ikinci haftasına girerken piyasaların verdiği mesaj net: Kur disiplininde başarı sürüyor; ancak bu başarının bedeli üretim kaybı, ihracatçı baskısı ve reel sektör stresi olarak karşımıza çıkıyor.
TÜFE bazlı reel kurda altı yılın zirvesi görülürken, İSO PMI’da sekiz aydır süren daralma ve Nisan ayındaki yüzde 4,18’lik aylık sürpriz enflasyon, sıkı para politikasının daha uzun süre gündemde kalacağını gösteriyor.
Ekonomide finansal göstergelerle üretim göstergeleri arasındaki makas açılıyor. Piyasalar iyileşme işareti verirken, sanayi hâlâ nefes almakta zorlanıyor. Asıl mesele de burada başlıyor: Kurun istikrarı korunurken üretimin direnci nasıl yeniden güçlendirilecek?
Yorumlar
Kalan Karakter: